Kentleri, doğal alanları ve tarihi yapıları alıştığımız ölçeklerin dışına çıkararak bambaşka bir gözle görmemizi sağlayan İtalyan fotoğraf sanatçısı Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk sergisi ‘Zaman Mekân Geometri’ Rumelihisarı’ndaki Borusan Contemporary’de ziyarete açıldı. Sanatçının 1999-2023 yılları arasındaki çalışmalarından bir seçki sunan sergi, Anadolu’nun antik kentlerinden büyük kentlere, şelalelerden Alpler’e ve Capri’ye uzanıyor. Barbieri kentleri havadan fotoğraflarken netlikle oynayarak devasa yapıları bile birer maket ya da minyatür gibi gösteriyor. Sergiyi küratörü Dr. Fırat Arapoğlu’nun anlatımıyla gezdik, ardından sergiye adını veren seri için Anadolu’daki antik kentlerin fotoğrafını çeken Barbieri sorularımızı yanıtladı.
◊ ‘Zaman Mekân Geometri’ sergisinde yaklaşık 40 yıllık üretiminizden farklı dönemler bir araya geliyor. Geriye dönüp baktığınızda, manzaraya bakışınızda en çok neyin değiştiğini düşünüyorsunuz?
Pek çok şey değişti ama benim için en önemlilerinden biri, tarihi kentlerin ve doğal alanların birer tema parkına dönüşmesi. Artık onları ziyaret etmek için bilet alıp para ödüyoruz. Dolayısıyla sanki bize ait olmayan, kime ait olduğunu da bilmediğimiz bir yere giriyor ve orayı keşfediyormuşuz gibi bir durum ortaya çıkıyor. Artık bu doğal alanların ya da tarihi kentlerin sakinleri, o yaşam alanının bir parçası değiliz. Daha çok bu yerlerin tüketicilerine dönüşmüş durumdayız.
◊ Havadan fotoğraf çekmeye nasıl başladınız?
10 yaşındayken İtalya’da yaşadığım kenti, planöre benzeyen küçük bir uçaktan, yukarıdan fotoğraflamıştım. Helikopterle ilk profesyonel çekimimiyse yaklaşık 10 yıl önce yaptım. Bir müşterimiz için Çin’in ve İtalya’nın güneyinde, denizdeki petrol platformlarını fotoğraflamam gerekiyordu. Bu proje sayesinde ilk kez helikopterden çekim yaptım.
◊ Borusan Contemporary’deki serginiz için Efes, Perge, Hierapolis ve Afrodisias gibi Türkiye’nin antik kentlerini fotoğrafladınız. Bu mekânlarda sizi en çok şaşırtan ne oldu?
Benim için en şaşırtıcı olan çekimlerden sonra fotoğraflara baktığımda her şeyin geometrik ve matematiksel bir düzen içinde olduğunu fark etmekti. Bu gerçekten büyük bir sürprizdi benim için. Çünkü bugün nasıl her şey algoritmalarla işliyorsa geçmişte de benzer bir durum vardı. Her şey geometriyle işliyordu. Bu nedenle projenin genel fikrini anlatmak için böyle bir başlık kullandım. Çünkü bu kentlerle çağdaş kentler arasında bir bağ var. Her şey birbiriyle bağlantılı.
‘DİJİTALİN FOTOĞRAFIN SONU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM’
◊ Yapay zekâ hakkında ne düşünüyorsunuz? Fotoğraf makinesinin icadı gibi yeni bir teknolojik araç mı, yoksa sanatı tahrip eden bir kırılma mı?
Aslında dijitalin fotoğrafın sonu olduğunu düşünüyorum. Bir görüntüyü ilk kez bilgisayara aktardığımız an fotoğraf bitmiş oldu. Çünkü fotoğraf, özgün ve tekil bir şeydir. Bir baskınız vardır ve o baskı orijinaldir. Görüntüyü bilgisayar ekranında gördüğünüzde artık orijinaline bakmıyorsunuz. Ama bugün görüntüleri görme biçimimiz de bu ve bu çok önemli. Yapay zekâ çok kullanışlı ve çok ilginç. Ama daha önce geometri ve algoritmalar konusunda söylediğim gibi, aslında özünde hiçbir şeyin gerçekten değiştiğini düşünmüyorum. Eskiden bir fotoğraf çeker, ardından onun hakkında bir metin yazardık. Şimdiyse bir görüntü elde etmek için önce ‘prompt’ dediğimiz metni yazıyoruz (gülüyor).






