Onlar dizilerinin çekimleri için bir süredir Tarsus’talar. İzin günlerinde sabahtan uçağa atlayıp akşam sete dönmek üzere söyleşiye geliyorlar. İkisini de yıllardır tanıyorum. Kariyerlerini ilmek ilmek ördüler, çok çalıştılar. Birliktelikleriyle hayranlarını daha da çok heyecanlandırdılar. Fotoğraf çekimleri sırasında birbirlerine bakışları ve enerjileri şahaneydi. Hafsanur Sancaktutan ve Kubilay Aka’yla başlıyoruz muhabbete...

◊ Yeni projeniz ‘Mercan Köşk’ için Tarsus’tasınız. Hem özel hayatınızda hem ekranda çok sevilen partnerler oldunuz. İşle başlarsak; birlikte oynarken birbirinizde keşfettiğiniz en büyük şey ne oldu?

Kubilay Aka: Yeni bir işten çıkmışken seyirciyi başka bir karaktere inandırmak bazen çok zor olabiliyor. Hafsa’nın önceki projesi yeni bitmişti. Ama sanki bir parmak şıklattı ve Mükerrem karakterinden şimdi canlandırdığı Cemre’ye geçmesi çok kolay oldu. Bu konuda onu çok tebrik ediyorum. Bunun dışında oynarken çok güçlü bir güdüsü var. Bütün duyguları gözlerinden fışkırıyor. Onunla karşılıklı sahnelerimizde rahat rahat her duyguyu alıp verebiliyorum.

Hafsanur Sancaktutan: Kubilay’ın lider bir tarafı var. Sorumluluk alıyor, insanları ayakta tutuyor, onun oynarken bunları karşısındakine hissettirebiliyor olması benim onda yeni tanıdığım bir şey.

◊ Birbirinizle çalışırken en zorlandığınız şeyler nelerdi?

Hafsanur Sancaktutan: İkimiz de Koç burcuyuz...

Hafsanur Sancaktutan: Sahneleri çekerken inatlaştığımız oluyor, en zorlandığımız yer bence orası.

Kubilay Aka: Hafsa sahne çekerken çok ciddi, ben daha muzip bir tarafta kalabiliyorum.

◊ Hafsa “Motor” dendiğinde ciddi olanlardan mı?

Kubilay Aka: İşini gerçekten ciddiyetle yapıyor. Sahneye konsantre oluyor, en iyisini nasıl yaparım diye düşünüyor. Ben daha rahatım, sahne ne olursa olsun eğlenceli bir tarafını yakalıyorum.

◊ Bayağıdır sette birliktesiniz. Birbirinizden en çok ne öğrendiniz?

Hafsanur Sancaktutan: Anları nasıl değerlendirmem gerektiğini öğreniyorum. Kubilay çalışırken bana her konuda yardımcı oluyor. Sanırım “Burada böyle yapmamalıyım” demeyi öğrendim.

Kubilay Aka: Ezberimi yaparım ama sahnelere bir gün önceden çok oturup çalışmam. Çünkü sete gittiğimde yönetmen benden farklı bir şey isterse bazen onu sonradan değiştirmek zor olabiliyor. Hafsa sete daha hazırlıklı, sahnelerin üzerine daha çok çalışarak, düşünerek gidiyor. Ondan bazı sahneler için böyle çalışmayı öğrendim. Çok duygu yüklü sahnelerde bazen bazı şeylere hazır olmak gerekiyor.

◊ Hem dışarıda hem de uzun saatler süren set ortamında birlikte olmak zor olabilir. Bu çok önemli bir karar. Teklif geldiğinde hiç tereddüt etmediniz mi?

Kubilay Aka: Tereddüt ettik tabii, hâlâ da arada ediyoruz. İster istemez aynı sette çok uzun saatler geçiriyoruz. Aynı fikirde olmadığımız çok zaman da oluyor. Ama bunları ortak bir yere oturtup güzelce devam edebiliyoruz.

Hafsanur Sancaktutan: Her yeni projenin başında tereddüt edilebilir. Biz de düşündük, konuştuk. İş olarak baktığımızda yeni personalarımızı tanıyacağımıza ve bunu yaşamanın öğretici, güzel yeni bir şey olacağına karar verdik. O yüzden sette eğleniyoruz da aslında.

◊ Sizi buna ikna eden en önemli şey neydi?

Kubilay Aka: Her şeyin başında yapımcımız Yamaç Okur çok vizyoner, yenilikçi ve oyuncuya sağladığı alanı çok iyi bildiğim biri. ‘Çukur’ zamanı dört sene beraber çalışmıştık. Hikâyeyi de okumadan önce ondan geliyor olması bir konfordu. ‘Mercan Köşk’e bakınca da iş güzel dedim. Hafsa’yla da zaten konuşup beraber karar verdik.

Hafsanur Sancaktutan: Bir önceki işimdeydim, daha bitmemişti ve bitip bitmeyeceği de belli değildi. Bir anda bitti ve birkaç senaryo okudum, içlerinde içime en çok sinen bu iş oldu ve dönüp neden yapmıyorum dedim. İşin başında Yamaç Okur var; çalışmak istediğim bir yapım şirketi, hikâye ve oyuncu kadrosuydu.

‘ÇİZİP DİKİYOR, SONRA EVDE DEFİLE YAPIYORDUM’

◊ Siz dergi kapaklarını süslüyor, reklam projeleri için tercih ediliyorsunuz. Hafsa tarzıyla çok ilgi görüyor. Kubilay sen aniden saçlarını pembeye boyayabiliyorsun. Gerçekten modayla ilişkiniz var mı, yoksa bu işinizin görsel olarak bir parçası mı?

Kubilay Aka: Ben moda olsun diye yapmıyorum. Hayatımızda bir şeylere her zaman kendimiz karar vermiyoruz. Yönetmen, yapımcı “Saçın bu, sakalın bu olsun” diyor, sen de yapıyorsun. Özgün olan hallerimiz de genelde iş yapmadığımız zamanlar oluyor.
Onda da bazen çılgınlaşıyorum. Kısıtlı zamanım oluyor ve istediklerimi yapmak istiyorum.

Hafsanur Sancaktutan: Moda benim hayatıma bu işle girmedi. 8-9 yaşlarındayken kıyafet çiziyordum, bana dikiş makinesi alındı, dikiyordum. Sonra evde defile yapıyor, yürüyor, insanlardan yorum bekliyordum. Yani küçükken de ilgim varmış. Ama bir şeyin en iyisini, en pahalısını, en marka olanını alayım gibi bir algım yok. Biraz zamansızlığın moda olduğuna inanıyorum. İçinde rahat ve özgüvenli hissettiğin şeyin dikkat çektiğini düşünüyorum.

◊ Çok genç yaşta star oldunuz. Önemli işlerde rol aldınız, alıyorsunuz. Peki, bu yolculukta nelerden vazgeçtiniz?

Kubilay Aka: Özgürlüğünüz ister istemez gidiyor. En önemlisi yavaş yavaş kendi kabuğuma çekildiğim bir hale geldim.

Hafsanur Sancaktutan: Oyunculuğa ikimiz de küçük yaşlarda başladık. Ben 17 yaşımdaydım.
O zaman bu sektöre girdiğimde çok heyecanlıydım, hiçbir şeyden ödün vermiyormuşum gibi geliyordu. İstediğim şeyi yapacak, görünür olacak ve bütün duygularımı herkesle paylaşacaktım. Her şey gerçekten çok büyülü geliyordu. Ama 10 yıl boyunca bu işte birçok şeyden çok fazla ödün verdiğimi gördüm. Şansım şu; hâlâ gencim. Artık çok ödün vermeden, tüm hayatımı çok gözler önünde yaşamadan ve geçmişte keşke ödün vermeseydim dediğim şeyleri bugün yapmamaya çalışarak yaşıyorum.

◊ Bu yolculukta en büyük savaşınız neyleydi?

Kubilay Aka: İnsan dönüp dolaşıp aynı şeye geliyor aslında. O bana bunu yaptı, şu bana şunu yaptı. Benim hakkımda şunu dediler, bunu dediler... Fark ettim ki bunların hepsi kendimle savaştı bir yerde.

◊ Kendinle savaşını kazanmayı başardın mı?

Kubilay Aka: İçimde hâlâ kendimle savaşıyorum.

Hafsanur Sancaktutan: Benim savaşım, bu işin insanlara mal olduğunu unutuyor olmaktı. Bir şey yaşadığında herkes bunun hakkında konuşabiliyor. “Saçını niye kâkül kestirdin” denebiliyor ya da niye boyattın? “Burnun çok mu büyük, ağzın çok mu küçük” diyenler oluyor. Bunu bir süre hazmedemedim ve en büyük savaştığım yer orasıydı. İnsanların bu kadar kötü olabildiğini görme kısmında çok savaştım ve etkileniyordum. Ama o savaşı kazandım.

◊ Linç kültürüyle gelen olumsuz eleştiriler artık sizi etkilemiyor mu?

Kubilay Aka: İlk 5-6 sene bu durum beni çok yordu. Sonra gerçek olmadığını görmeye başladım. Sana sosyal medyadan bir şey yazan sokakta seninle fotoğraf çektiriyor. Sonra klavye başında kötü bir şeyler yazabiliyor. Bu da gerçeklik algısını yitirdiğimizi gösteriyor. Linç kültüründe “Onun yazdığından daha kötüsünü yazayım” diye bir şey de var. O sebeple etkilenmiyorum.

Hafsanur Sancaktutan: Geçen sene bu durumla mücadele ederken, bir yıl X hesabımı kapatıp sadece işimi yaptım. Çünkü oyuncuların meslek hayatını bu tarz şeylerin etkilediğini düşünüyorum. O yüzden bazen keşke 20 yıl önce bu işi yapsaydım diyorum. Ama az önce dediğim gibi artık o savaşı kazandım. Şunu anladım; kimse dün ne yazdığını bilmiyor. Yazarken de o düşünce ve sorumlulukla yapmıyor. O yüzden artık önemsiz buluyorum.

‘KAOSA DENK GELDİĞİMDE BAŞ ETMEYE ÇALIŞIRIM’

◊ ‘Mercan Köşk’ü hiç izlemeyen birine nasıl anlatırsınız?

Kubilay Aka: Aslında bir Shakespeare hikâyesi görüyorum. İki ailenin birbirine olan düşmanlığı ve bu ailelerin sürekli birbirlerine dokunmaları bu hikâyenin en temel olayı. Tabii içinde bir sürü karakter var ve onların içinde barındırdığı sırlar... Bu sırların yavaş yavaş ortaya çıkışıyla kaos başlıyor.

Kubilay Aka: Ben kaosu hiç sevmem. Huzurlu olalım, yetiyor bana.

Hafsanur Sancaktutan: Kaosu kim sever ki ama bundan beslenen insanlar var. Kaosa denk geldiğimde baş etmeye çalışırım ama kaos yaratmam.

◊ Bu karakterler geçmişlerine çok takılı yaşıyorlar. Siz ne kadar geçmişe takılı yaşarsınız?

Hafsanur Sancaktutan: Bence hiç kimse geçmişi yüzde yüz unutamaz. Halının altına süpürmek, üzerini örtmek, “Tamam, geçti bitti” demek yerine oradaki problemi gerçekten çözüp önüne tekrar o tarz bir şey çıktığında “Bunu geçmişte de yaşamıştım” diyerek verdiğin reaksiyon önemli. Eğer çözümlediğin bir şeyse gerçekten geçmiş olarak kalıyor ama yine de unutulmuyor. 

Kubilay Aka: Geçmişe takılı kalmanın pek iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü insanız, bir sürü şey başımıza gelmiş olabilir. Bir sürü şey yaşamış olabiliriz ama “O öyle oldu”, “Bir daha böyle olacak”, “Şimdi böyle” demek yerine ders çıkarıp devam ediyorum.

◊ Dizide gücü elinde tutmak isteyen iki aile ve karakterler var. Güç kavramı size ne ifade ediyor?

Kubilay Aka: Çok paran, çok huzurun olabilir ama zamanın yoksa hiçbir şeye yaramıyor. O yüzden benim için zamanın varsa güçlüsün.

Hafsanur Sancaktutan: Ben gücü maddiyatla birleştirmiyorum. Dışarıdan bakınca çok güçlü dediğimiz insanlar da görüyoruz. Bence esas güç, güçsüzlükle de başa çıkabilmektir. O yüzden ben güçsüzün daha güçlü olduğuna inanırım.

◊ Birçok yeni iş başlıyor. Neden sizinkini izleyelim?

Hafsanur Sancaktutan: Çünkü gerçekten iyi bir şey ortaya çıkarmak için çok uğraşan, yaptığı işe inanan ve gerektiğinde onun için savaşan bir ekibiz. Hepimiz aynı heyecanla, aynı özenle çalışıyoruz. Bence bu emek ve inanç ekrana da geçiyor. İzleyici de samimi olanı, gerçekten emek verileni hissediyor.

Kubilay Aka: Her karakterimizin bir hikâyesi, duygusu var. Mesela biz bir çift veya tek bir karaktere bağlı bir dizi değiliz. Seyirci her karakterde kendine dair bir şey hissedebilir. Çünkü çok kuvvetli bir oyuncu kadromuz var.

◊ Diziyi Tarsus’ta çekiyorsunuz. Sabah akşam birlikte settesiniz. Aşka ne oluyor?

Kubilay Aka: Şu an daha çok iş arkadaşıyız.

Hafsanur Sancaktutan: Ayırmalıyız. Ayrılmadığında problem çıkıyor. Bizim de o anlamda başlarda problemlerimiz oldu.

Kubilay Aka: Evet, başlarda oturtamadığımız şeyler oldu. Düşün; sette çalışıyoruz, otele gidiyoruz, herkes orada kalıyor ve yine iş konuşulan bir ortam var. Yarın ne yaparız? Şu sahne var mı? Bu sahne nasıl oldu?

Kubilay Aka: Evet, o sebeple başlarda birbirimizi unuttuğumuz çok zaman oldu. Ama yeni yeni ayak uyduruyoruz.

◊ Şu anda aşkın hangi halini yaşıyorsunuz?

Hafsanur Sancaktutan: Ben aşkın değişebilir bir şey olduğuna inanmıyorum. Şu an biraz daha kendimle aşk yaşıyorum. Bunun da sebebi aslında az önceki sorunun cevabında; set, bütün ekip birlikte kaldığımız otelde iş konuşmak... Böyle olunca kendimizi ve bireysel alanlarımızı unutuyoruz. Biraz kendimizle zaman geçirip o alanları birbirimize tanımalıyız diye bir konuşmamız olmuştu. Çünkü diziye çok odaklandım ve bu yaz tatil yapmadım. Kendimi ihmal ettim. O yüzden biraz kendimle yaşadığım bir aşk evresindeyim.

Kubilay Aka: Ben de Hafsa’ya katılıyorum.

◊ İlk kez birlikte gazete röportajı veriyorsunuz. Herkes sizi merak ediyor...

Hafsanur Sancaktutan: Aslında özel hayatı konuşmayı çok tercih etmiyorum.

Kubilay Aka: Biz biraz bireysel olarak kendimizi dışarıya göstermeyi sevmiyoruz aslında. Yani bir şeyleri daha içimizde yaşadığımız bir durumda kalmak istiyoruz.

◊ Evet ama birbirinizi biraz anlatsanız...

Hafsanur Sancaktutan: İyi ve çok merhametli biri. Her şeyden önce güzel bir insan. Ailesine iyi bir evlat. Bence ülkesi için de öyle. Merhametli tarafı, yaptığı işler, insanlara göstermeden yaptığı iyilikler, hepsi çok değerli.

Kubilay Aka: Hafsa neşe dolu, birlikte vakit geçirmesi çok keyifli biri. Bana sarf ettiği bütün cümleler onun için de geçerli. Daha bir sürü güzel cümle söyleyebilirim. Mesela çok güzel gülüyor, çok iyi bir insan. Çok küçük detaylarla insana çok iyi hissettirebiliyor.

‘BİR ENSTRÜMANI ÇÖZMEM 13-14 GÜN SÜRÜYOR’

◊ Dışarıdan bakıldığında Kubilay daha ciddi, cool duruyor. Hafsa sen çok cıvıl cıvıl, neşelisin. Sizinki biraz zıt kutupların çekimi gibi mi?

Kubilay Aka: Aslında tam tersiyiz. Ben daha komiğim. Hafsa daha analitik, ben daha duygusalım.

Hafsanur Sancaktutan: Aslında o kadar değil Hakan. Zaman geçtikçe arkadaşlarımdan “Yaşasana şu duyguyu” dediklerini duyuyorum. Birçok şeyi yaşamadığımı ve çok güçlü durduğumu görüyorum bazen.

Hafsanur Sancaktutan: Bilmiyorum. Mesela herkesin içinde ağlayamam, herkesin içinde ne yaşadığımı anlatamam, güçlü durmam lazım. Bütün o neşeli duruşum da bununla ilgili olabilir, bilmiyorum.

◊ Şu anda sizce hayatınızın nasıl dönemlerindesiniz?

Hafsanur Sancaktutan: Keşfetme, öğrenme ve bekleme dönemindeyim.

Kubilay Aka: 31 yaşındayım, bir tık daha ciddiyet geldi. Gelecekte ne olacak kaygısı oluşmaya başladı. 10 yıl sonra nerede olacağım, ne yapacağım... Ama hâlâ kendimi geliştirme dönemindeyim.

◊ Kendinizle ilgili ne söyleseniz şaşırırız?

Hafsanur Sancaktutan: İnsanlar şaşırıyor ama ben göründüğüm kadar neşeli biri değilim. Tamam, öyle anlarım var ama fazla mükemmeliyetçiyim sanırım ve bazen suratsız olabiliyorum.

Kubilay Aka: Benim garip bir özelliğim var; bir enstrümanı çözmem 13-14 gün falan sürüyor. Vurmalı ve üflemeli her şeyi bir anda çalabiliyorum.

Kubilay Aka: Evet, ufak bir stüdyom var. Ama sistemi Tarsus’a götüremedim. Şu an orada saz öğrenmeye çalışıyorum. Dizideki karakter de saz çalsın istiyorum. Biraz zormuş çünkü çok şahsına münhasır bir enstrüman.