◊ Bu sezon hikâyede Türkiye ile ilgili bir bağlantı var. Türkiye hakkında neler biliyorsunuz?�
- Pierce Brosnan: Çok iyi bir Türk arkadaşım var. Muhteşem bir ressam. Kauai’de ailece de yakın dostumuz. Birlikte resim yapmaya gidiyoruz. Açık havada çalışan harika bir ressam, aynı zamanda heykeltıraş. Türkiye ile en yakın bağım aslında bu.
- Helen Mirren: Yani Türkiye’ye hiç gitmedin mi?
- Helen Mirren: Çok şaşırdım! Ben Türkiye’de çok fazla zaman geçirmedim ama birkaç kez gittim. Yemekler inanılmaz! Gerçekten muhteşem bir mutfağı var. İnsanlar harika. Tarihi yerleri ise olağanüstü. Gerçekten etkileyici bir ülke.
- Helen Mirren: Evet, Antalya’ya bir kez gittim. Bir de Yunanistan’daki Simi Adası’ndan Marmaris’e geçtim. Türkiye’yi gerçekten çok seviyorum. İstanbul’a gitmek ise hayatta mutlaka yapmak istediğim şeyler listesinde en üst sıralarda. Çünkü İstanbul’u henüz hiç görmedim. Ama Türkiye gerçekten olağanüstü, çok özel bir ülke. Yeniden ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum.
◊ Diziye gelirsek öncelikle bu evlilikte güç kimin elinde?
- Helen Mirren: Güç sürekli birinden diğerine geçiyor. Güç dediğiniz şey sabit değil.
- Pierce Brosnan: Güçleri, aşkları, tutkuları, yaşama arzuları ve intikam hırsları onları birbirine bağlıyor. İrlanda’nın bataklıklarından tırnaklarıyla kazıyarak bugün bulundukları yere gelmişler. Şimdi de elde ettikleri her şeyi korumak, ellerinde tutmak istiyorlar.
- Helen Mirren: Bütün büyük evlilikler gibi... İyi bir evlilik, günün sonunda bir ortaklıktır. Çünkü insan, hayat arkadaşına kendinden bir şeyler verir. Ben çok güzel bir evlilik yaşadım. Pierce, sen de öyle.
- Pierce Brosnan: Hatta pek çok açıdan ruhsal bir yolculuk. Eşinizin yaşlandığını görüyorsunuz. Hayatın onun omuzlarına ve kalbine yüklediği zorluklara, yaşadığı acılara ve mücadelelere tanıklık ediyorsunuz. Ve hayat yolunda birbirinize destek olarak, birbirinizi taşıyarak ilerliyorsunuz. İşte Maeve ve Conrad’ın yaptığı da tam olarak bu.
◊ Peki, ikinci sezonu nasıl tanımlarsınız?
- Pierce Brosnan: İlk sezondan yüz kat daha kaotik ve bir o kadar da muhteşem! Bence Jez Butterworth ve Guy Ritchie bu sezon gerçekten ellerinden gelenin fazlasını yapmışlar. Üstelik kadromuza güçlü oyuncular katıldı. Johnny Flynn’in canlandırdığı Frankie karakteri mesela... Janet McTeer var. Gerçekten olağanüstü bir oyuncu. Herkes karakterine ve dizinin dünyasına iyice alıştı, kendine özgü ritmini buldu.
- Helen Mirren: İlk başladığımızda aslında hepimiz bilinmezliğe doğru ilerliyorduk. Kendimizi bir anda bu dünyanın içinde bulduk. Yaptığımız işi heyecan verici ve eğlenceli buluyorduk ama seyircinin nasıl tepki vereceğini hiç bilmiyorduk.
Seyircinin bizimle bu yolculuğa çıktığını bilerek geri dönmek çok güzel bir duygu. Artık doğru ritmi yakaladığımızı biliyoruz.
- Pierce Brosnan: Kesinlikle. Guy Ritchie de ilk sezonun başarısına gerçekten çok şaşırdı. Hatta bence bu başarı onu hazırlıksız yakaladı.
◊ İkinize de “Bu işte yer almak istiyorum” dedirten neydi?
- Pierce Brosnan: Guy bana bu gangster dizisinin ilk beş bölümünün senaryosunu gönderdi. Çok sevdim. Guy Ritchie ile çalışmayı istiyordum. Evim olan Londra’ya dönmek de. O sırada Helen’le “The Thursday Murder Club” adlı başka bir filmde birlikte çalışıyorduk.
- Helen Mirren: O sırada birlikte çalışıyor olmamız iyi oldu, çünkü projeyi aramızda konuşabiliyorduk.
◊ YBu güçlü karakteri yaratırken nasıl bir yol izlediniz?
- Pierce Brosnan: Hayal gücünüzü kullanıyorsunuz. Geceleri senaryoyla baş başa kalıyorsunuz, üzerinde çalışıyorsunuz. Bir noktadan sonra metin sizinle konuşmaya başlıyor. Tarihteki çeşitli karanlık figürleri inceledim. Tablolardan, çizimlerden de ilham alıyorsunuz. Kendinize güvenirseniz, bir şekilde karakter ortaya çıkar.
◊ Oyuncular sık sık kötü karakterleri oynamanın çok eğlenceli olduğunu söylüyor. Gerçekten öyle mi?
- Pierce Brosnan: Kötü adamı, hiçbir ahlaki pusulası olmayan birini oynarken tamamen özgürsünüz. İyi adamı oynamak bazen çok sıkıcı olabiliyor.
◊ Tom Hardy gibi fiziksel olarak baskın bir oyuncuyla çalışırken karakterinizin tonunu nasıl belirlediniz?
- Pierce Brosnan: Tom Hardy’nin işine odaklanışı beni her zaman büyülüyor. İşin özü, kendinize güvenmek; yüreğinizi, erkek olarak gücünüzü bulmak. Kameranın karşısında bütün savunmalarınızdan arınmış hâlde, o anın içinde var olabilmek için kendi sesinizi bulmak.
- Helen Mirren: Erkekler arasında küçük güç mücadelelerinin, bir tür testosteron savaşının yaşandığı setlerde bulundum. Burada da böyle bir durumun yaşanabileceğini düşünebilirdiniz. Ama hiç yaşanmadı.






