Ali Koç bir mahalle düğününde davul zurna eşliğinde oynuyor. Okan Buruk ile Icardi de tempo tutuyor. Davulcu da Sergen Yalçın.

“Allah Allah, bu nerede olmuş?” diye saniyenin onda biri kadar aklımdan geçmedi dersem yalan olur.

Elbette gerçek değil video. Ama insan bir an duruyor.

Sosyal medyada yıllardır dolaşan, “gömleği bir anda cekete dönüşen adam” videosunu yapay zekâyla yeniden yaratmışlar.

Fatih Terim’den, Dursun Özbek’e, Hollywood’dan Yeşilçam’a, siyasetin önemli figürlerinden şarkıcılara kadar hemen herkesin benzer videosu var.

Kimi istiyorsanız istediğiniz yere koyup; oynatıyor, konuşturuyor, kavga ettirebiliyorsunuz.

Üstelik birkaç yıl önceki gibi yüzü kayan, eli altı parmaklı falan görüntüler de değil bunlar.

İlk bakışta yapay zekâ olduğunu anlamak neredeyse mümkün değil.

Elimizdeki son kalemiz, “gözümüz” ne zaman düştü?

Eskiden “Gözümle gördüm” dediğimizde akan sular dururdu.

Hatta sonra fotoğraf geldi: “Bak, fotoğrafı var” dedik.

Biz gazeteciler de yıllarca böyle çalıştık. Bir iddia geldiğinde ilk sorulardan biri şuydu:

Çünkü söz inkâr edilebilir. Tanık yanılabilir. Hafıza şaşabilirdi. Ama kamera oradaydı ve olanı da kaydederdi.

İşte kaybetmek üzere olduğumuz şey tam da bu: Görüntünün şahitliği.

MIT Media Lab bu yıl çarpıcı bir araştırma yayımladı. Başlığı bile meseleyi anlatmaya yetiyor: “Seeing Is Not Believing.” Yani, görmek inanmak değildir.

Araştırma kapsamında insanlara yapay zekâyla üretilmiş videolar izletildi. Üstelik bunların yapay zekâ ürünü olduğu açıkça söylendi. Ardından gerçek videolar gösterildi. Fakat insanlar bu kez gerçek görüntülerden de şüphe etmeye başladı.

Okuduğumdan beri bunu düşünüyorum. Çünkü yıllardır korkumuz şuydu:

Yarın gerçekten yaşanmış bir olayın görüntüsüne “Yapay zekâ”, gerçekten söylenmiş bir söze “Deepfake”, gerçekten yaşanmış bir duruma “Montaj” diyebiliriz pekâlâ.

Yapay zekâyı şeytanlaştırmıyorum. Ben de kullanıyorum. Hepimiz kullanıyoruz.

Ama yapay zekânın en büyük tehlikesi bize yalanı gerçek diye yutturması değil de gerçeğe olan inancımızı elimizden alması olabilir mi?

Peki gerçeğe de inanmadığımız gün, elimizde ne kalır?

Okan Buruk - Ali Koç - Mauro Icardi - Sergen Yalçın

SEN BALKANLARDAN ÇIKABİLİRSİN AMA ‘BALKAN’LIK SENDEN ÇIKMAZ

Dünyanın en büyük pop yıldızlarından biri.

Grammy’ler, dünya turneleri, milyonlarca hayran...

Ve fakat Kosova’da kuzeninin düğününde, kalabalığın ortasında, kafasında bardakla oynuyor!

Babası yanında. Onun kafasında da bardak.

Ne de “Ben Dua Lipa’yım, biraz ağır olayım.”

Arnavutluk, Kosova, Bosna- Hersek, Sırbistan... Yani Balkan coğrafyasında düğünlerde başına – içi erik rakiasıyla dolu- bir bardak koyup, düşürmeden oynamak önemli bir maharet.

Bu sahneyi biz de bir yerden tanıyoruz değil mi?

Özellikle Trakya’da bir düğüne gittiyseniz hiç yabancı değil.

Dua Lipa’nın Balkan halleri bununla da sınırlı değil.

Bir röportajında ailesindeki batıl inanışları anlatmıştı.

Burnun mu kaşındı? Anlamı: Biri sana kötülük yapabilir. Önce burnuna dokun. Sonra popona! Kötülük uzak dursun.

Yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşamışız. Yemekler, müzikler, adetler birbirine geçmiş; biz de biraz Balkanız be ya!

Dua Lipa’nın o görüntülerini işte bu sebeple çok sevdim.

Biraz bizi anlattığı biraz da egosuz
olduğu için.

Bizim buralarda Grammy falan dinlemezler.

Geçen hafta ajanstan bir haber geldi; Başakşehir’den. Bir sürücü sirenleri açık şekilde ilerlemeye çalışan ambulansa ısrarla yol vermediği gibi bir de aracından inip ambulans şoförünün üzerine yürüyor.

Trafikte öyle bir ruh hali türedi ki... İşte bu onun eseri.

Kardeşim, ambulans seninle yarışmıyor ki!

Bugün belki tanımadığın biri. Yarın senin annen. Benim oğlum. Hepimizin sevdiği biri olabilir.

Fakat nedense bazıları direksiyonun başına geçince sanki başka bir insana dönüşüyor.

Bu sürücüye 466 bin lira ceza kesilmiş. Ehliyetine 90 gün el konulmuş, aracı da 90 gün trafikten menedilmiş. Ayrıca hakkında adli işlem başlatılmış.

Çünkü ambulansa verdiğiniz yol, bir araca verilen yol değildir. Bir hayata verilen yoldur.

Öyle ya da böyle... Bunu anlamak zorundasınız.