Ancak bu strateji raporlarından biri var ki; Ukrayna Savaşı, İran Savaşı, İsrail’in saldırıları, Lübnan’daki huzursuz ortam, Suriye’nin inşası, Hürmüz krizinin gündem olduğu bu dönemin adeta “fikir babalığı”nı yapıyor.
1988 yılında yayımlanan Reagan imzalı ikinci strateji raporu, ABD’nin her kıta için ayrı paragraflar açtığı beş ayrı bölümden oluşuyor. Reagan’ın rapordaki önsözündeki şu cümle, ABD’nin ulusal çıkarları için her şeye başvurabileceğinin teminatı gibi: “Özgürlük, bedava değildir. Hatta bu dünyadaki en pahalı şeydir. Özgürlüğün bedeli asla tek seferde ödenmez; taksitleri her nesilde ödenmesi gereken bir borçtur.”
Ancak ABD’nin Avrasya’nın huzura kavuşmasını engelleyeceğinin, Avrupa, Asya ve Orta Doğu’da her daim kriz çıkartacağının şifresi, Reagan’ın kaleme aldığı şu paragrafta yatıyor:
“Stratejimizin tarihsel boyutu nispeten basit, net ve son derece mantıklıdır. Bu, düşman bir devletin veya devletler grubunun, küresel ölçekte sıklıkla ‘dünyanın can damarı’ (heartland) olarak adlandırılan Avrasya kara kütlesine hâkim olması durumunda, Amerika Birleşik Devletleri’nin en temel ulusal güvenlik çıkarlarının tehlikeye gireceği yönündeki kanaattir. Bunun gerçekleşmesini önlemek için iki dünya savaşında savaş verdik. Ayrıca 1945’ten bu yana, Sovyetler Birliği’nin jeostratejik avantajını kullanarak Batı Avrupa, Asya ve Orta Doğu’daki komşularına tahakküm etmesini ve böylece küresel güç dengesini aleyhimize olacak şekilde kökten değiştirmesini engellemeye çalıştık.”
Hatırlatma: “Dünyanın can damarı” (heartland) ifadesi, 1900 civarında Avrasya’yı küresel kara gücünün merkezi olarak tanımlayan ve buranın demiryolları aracılığıyla giderek bütünleşmesinin büyük deniz güçlerinin avantajlarını zayıflatabileceğini öne süren İngiliz coğrafyacı Halford Mackinder’in jeopolitik düşüncesine dayanmaktadır. Britanya İmparatorluğu adına çalışmalar yürüten Mackinder’in temel endişesi, büyük bir deniz gücü olan Britanya’nın nüfuzunu yitireceği, birbirine entegre olmuş bir Avrasya kıtasıydı.
Dünya savaşlarında önce tarafsız sonra savaşçı oldu
ABD her iki dünya savaşında da ilk olarak tarafsızlık politikası izledi. Ancak Almanya’nın Amerikan gemilerini batırması ve Meksika’ya karşı gizli teklifleri üzerine Nisan 1917’de Almanya’ya savaş ilan etti. İkinci Dünya Savaşı’nda da önce tarafsızdı. İngiltere’ye gizli veya açıktan askeri malzeme desteği sağladı. 7 Aralık 1941’de Japonya’nın Pearl Harbor’daki Amerikan üssüne saldırmasıyla resmen savaşa girdi. Almanya ve İtalya da ABD’ye savaş ilan etti. Sonuç: Japonya’ya atılan iki atom bombası…
Raporun 38 yıl sonra tozlu raflardan inmesinin ardında Danimarkalı akademisyen yazar Niels Hahn bulunuyor. Center for Global Security, Peace and Development (CGSPD) adlı düşünce kuruluşunun başkanı olan Hahn, ABD’nin özellikle Afrika’da düzenlediği askeri müdahalelerle ilgili çalışmaları ile tanınıyor.
“Bölgedeki savaşlar ve çatışmalar, Avrasya’daki siyasi ve ekonomik birleşmeyi önlüyor. ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin ‘Büyük Satranç Tahtası’ kitabına bakın. O strateji kitabı, bu ABD politikasının açılımı olarak görüyordum” diyen Hahn, “Açılımın başlangıcını merak ettiğimde araştırmalarım beni 1998 raporuna götürdü” diyor. Raporun İspanyol ve Yunan basınında da yakında yer alacağını belirten Danimarkalı akademisyen, öncelik verdiği Milliyet’e şu açıklamayı yaptı: “Ukrayna, Suriye, İran, Afganistan, Somali ve Libya gibi bölgelerde süregelen savaş ve çatışmalar, Batı medyasında hakim olan pek çok analizin aksine, rasyonel ve uzun vadeli stratejik bir nitelik taşımaktadır.”
Sovyetler Birliği, 1922 ile 1991 yıllarında arasında Avrasya’da var olmuş en büyük sosyalist devletti. Reagan, 1988 strateji belgesinde Sovyetler Birliği’nin yakın zamanda dağılacağını şöyle kaleme alıyor: “Sovyetler Birliği’nde ‘yeni düşünceler’, Sovyet politikasında da temel değişikliklerin konuşulduğunu duyuyoruz. Gerçek değişikliklere ‘hoş geldin’ deriz ancak Sovyet askeri gücünün büyümesinde herhangi bir yavaşlama ya da yayılmacı emellerden vazgeçildiğine dair henüz bir belirti görmedik. Yeni iş birlikler için yeni alanlar bulmaya çalışırken, Sovyetleri sözleriyle değil, aldıkları aksiyonla değerlendireceğiz.”
İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yakınlaşmasını 1988 strateji raporu çerçevesinde değerlendiren Niels Hahn, “İsrail ve Yunanistan, Türkiye üzerinde baskı kurmak ve Türkiye çevresindeki bölgeyi istikrarsızlaştırmak amacıyla ABD için kilit öneme sahip üçüncü taraf ülkeler olabilir; nitekim bunun işaretlerini şimdiden görüyoruz” dedi ve Reagan Planı’nın panzehirinin Mekke İttifakı olduğuna dikkat çekti: “Bu bağlamda, Mekke Savunma İttifakı’nın barış ve kalkınmayı destekleyerek bölgeyi istikrara kavuşturma potansiyeline sahip önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum...”
‘Türkiye, Avrasya’ya büyük fayda sağlar’
“Türkiye bilhassa önemli. Avrupa ile Asya’yı fiziksel olarak birbirine bağlayan kilit ülkelerden biri olan Türkiye, Avrasya’nın barışçıl ekonomik entegrasyonundan büyük ölçüde fayda sağlayabilir” diyen Hahn, şöyle devam ediyor:
“ABD’nin temel ulusal güvenlik stratejisi Avrasya’nın bütünleşmesini engellemek olarak görüldüğünde, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Türkiye gibi ülkeler olağanüstü stratejik bir önem kazanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye ile İsrail arasında tırmanan gerilimler, anlık nedenleri ne olursa olsun, ABD’nin büyük stratejisinin genel mantığına hizmet etmekte. Filistin’deki savaş Batı Asya genelindeki siyasi bölünmeleri derinleştirirken, Suriye de Türkiye ve İsrail’in çatışan çıkarlarının giderek daha önemli bir sahnesi haline gelmiştir. Bölgenin en güçlü iki askeri gücü arasında yaşanacak bir çatışma; Avrupa, Asya ve Afrika’nın birbirine daha sıkı bağlarla bağlanmasını sağlayabilecek olan o coğrafi alanı daha da parçalayacaktır.”
“Türkiye açısından Avrasya entegrasyonu, muazzam bir ekonomik ve stratejik fırsat anlamına gelmektedir. Ancak bu potansiyeli hayata geçirmek, Avrasya entegrasyonunu teşvik edebilecek veya engelleyebilecek daha geniş jeopolitik güçlerin net bir şekilde anlaşılmasını gerektirir. Böylesi bir bilgi ve farkındalık, yalnızca Türkiye’nin uzun vadeli ulusal çıkarlarını korumak için değil, aynı zamanda bölge genelinde sağlam politikalar geliştirmek için de hayati önem taşır.”
İŞTE HAHN’IN MİLLİYET’E ÖZEL AÇIKLAMALARI: BUGÜNKÜ SAVAŞLAR ABD ÇIKARINA
“Avrupa ve Asya, dünya nüfusunun üçte ikisini ve sanayi kapasitesi, teknoloji, enerji, hammadde ile askeri güç açısından muazzam bir yoğunluğu barındırıyor. Avrupa ve Asya’nın başlıca ekonomik ve siyasi merkezleri aşamalı olarak tutarlı bir Avrasya sistemine entegre edilirse, dünya ekonomisinin ağırlık merkezi giderek Avrasya’ya kayacak. Bu bakış açısıyla; Afganistan, Irak, İran, Suriye, Filistin ve Ukrayna’daki savaş ve çatışmaların ABD çıkarlarına çeşitli şekillerde hizmet ettiği söylenebilir. Her şeyden önce bu çatışmalar, Avrasya’nın bütünleşmesini engeller. Altyapıyı, ticareti, yatırımları, enerji ağlarını ve ulaşım koridorlarını sekteye uğratırken, aksi takdirde daha yakın ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirebilecek devletleri birbirinden koparır.”
“Benzer şekilde İran da sadece izole bir vaka olarak değil, Avrasya’nın gelecekteki yapılanmasına dair daha geniş çaplı jeopolitik mücadelenin bir parçası olarak değerlendirilebilir. İran; Basra Körfezi, Orta Asya, Kafkasya, Güney Asya ve Orta Doğu arasında hayati bir coğrafi konumda yer alır; bu da onu kıtalararası Avrasya ulaşım, ticaret ve enerji ağları açısından önemli kılar. ABD’nin İran’a yönelik son dönemdeki saldırıları da doğrudan bu tür altyapıları hedef almıştır.”






