Uluslararası Af Örgütü, ABD'nin Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) yaptırım uygulama kararıyla Mahkemeyi yok etmeyi amaçladığını belirterek, devletlerin UCM'yi korumak için gerekli tüm tedbirleri alması gerektiğini bildirdi.
Londra merkezli örgütten yapılan yazılı açıklamada, ABD yönetiminin, UCM'ye bir kurum olarak uyguladığı yaptırımlarla Mahkemeyi yok etmeyi ve uluslararası hukuk kapsamındaki ağır suçların failleri için adalet ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladığı ifade edildi.
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Uluslararası Af Örgütü Küresel Araştırma, Savunuculuk ve Politika Direktörü Erika Guevara-Rosas da ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptırımlarının, Mahkemeyi izole etmek ve nihayetinde yok etmek üzerine tasarlandığı yorumunda bulundu.
Guevara-Rosas, bu varoluşsal saldırının başarısız olmasının önemli olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Devletler, bu tedbirlerin uygulanmasına direnmek ve Mahkemeyi aktif şekilde korumak için somut adımlar atmalıdır. Devletlerin çekingenliği, yatıştırma politikası ve uluslararası adalete yönelik saldırılarla yüzleşme konusundaki isteksizliği, onu zayıflatmaya çalışanları cesaretlendirdi. Bu dönüm noktası, cesaret, dayanışma ve eylem gerektiriyor. UCM için verilen mücadele, hukukun güce boyun eğmesi gerektiğinde ve savaş suçluları ile soykırım failleri için cezasızlığın garanti altına alınmasında ısrar edenlerle, hesap verebilirliği, hukuk önünde eşitliği ve mağdurlar için adaleti korumak için mücadele edenler arasındaki temel çatışma alanlarından biridir. UCM'nin ve bizzat uluslararası adaletin geleceği, hükümetlerin ve halkların onu savunmaya istekli olup olmamasına bağlı olacaktır."
Guevara-Rosas, Mahkemenin, savaş sonrası uluslararası düzenin en önemli kazanımlarından birini temsil ettiğini vurgulayarak "Basit ama hayati bir vaadi somutlaştırmaktadır: Soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından sorumlu olanların, güçleri, konumları ya da milliyetleri ne olursa olsun hesap verebilir hale getirilebilmesi." ifadesini kullandı.
UCM'nin mükemmel olmadığını ancak hakikatin, adaletin ve tazminatın sağlanması yolunda büyük ve kimi zaman tek yolu olduğunun altını çizen Guevara-Rosas, UCM'ye üye 125 devletin Mahkemeyi savunmak için somut adımlar atması gerekliliğini yineledi.
Guevara-Rosas, "Buna siyasi ve mali destek sağlanması, UCM'nin temel hizmetlere ve sistemlere erişmeye devam edebilmesini güvence altına almak için ulusal ve bölgesel 'engelleme yasalarının' çıkarılması, çalışmalarını engellemeye yönelik girişimlere direnilmesi ve soruşturmaları ile yakalama kararlarıyla tam işbirliği yapılması dahildir." değerlendirmesinde bulundu.
Son kırmızı çizginin de aşıldığını ifade eden Guevara-Rosas, şunları kaydetti:
"Bu, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, en ağır suçlardan sorumlu olanların uluslararası hukuk kapsamında hesap verebilir kılınabilmesi ihtimaline yönelik saldırıdır. Tehlikede olan yalnızca mahkemenin geleceği değil, bizzat uluslararası adaletin geleceğidir. Bu çizgi artık insan haklarına, uluslararası hukuka ve herkes için eşit adalete inananlar tarafından yeniden çizilmeli ve savunulmalıdır. İnsanlık kazanmalıdır."
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, UCM'nin eski yargıçlarından Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay'ın "2026 Nobel Barış Ödülü"nü kazanmasının ardından Mahkemeye yaptırım uygulama kararı aldıklarını açıklamıştı.
Rubio, ABD'nin UCM tarafından Amerikalıların yargılanmasına izin vermeyeceğini belirterek "Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM'yi ortadan kaldıracağız." ifadesini kullanmıştı.
UCM, Kasım 2024'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmış, ABD ise karara karşı çıkmıştı.
Washington yönetimi, ağustosta UCM Başkanı Tomoko Akane'nin de aralarında bulunduğu yargıç ve savcılara yaptırım uygulamıştı.





