Çekimleri yaptıkları stüdyoya girdiğimde ortalığı yemek kokuları sarmış durumda. Perihan Savaş bir yandan harıl harıl kendi deyişiyle ‘anam-babam usulü’ yemekler hazırlıyor. Diğer tarafta oğlu Savaş Zafer de kendi hazırladığı yemeklere modern dokunuşlar yapıyor. Sonrasında karşılıklı oturuyoruz. Perihan Savaş çocuklarına çok düşkün. Onlardan bahsederken gözleri parlıyor. Geçmişi düşününce de hüzünleniyor. Savaşda çok kibar, güler yüzlü; bir ünlü çocuğu olmanın egosundan çok uzak. Başlıyoruz muhabbete...

◊ Birlikte bir yemek programına başladınız: ‘Savaşların Mutfağı’...

Perihan Savaş: Evet. YouTube’da ‘Loop TV’ kanalında. Birimiz yemekleri geleneksel bir şekilde sunarken diğerimiz daha cesur denemeler yapıyor. Sürpriz bir konuğumuz oluyor. O bizi içeriden izliyor. Sonra gelip tadımı yapıyor. Kimin yemeğini beğenirse ona puan veriyor.

◊ Ama biraz haksız bir rekabet var gibi... Savaş bu işin eğitimini almış, Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu mezunu. Ve kendi restoranı var: ‘Perihan Meyhane’...

Perihan Savaş: E, biz de anamızdan eğitim aldık...

Savaş Zafer: Zaten bu sektöre giriş sebeplerimden biri aslında annem. Küçüklüğümden beri yemek yaparken onu izlerdim. Tabii anneannem de var. Beni tezgâhın üzerine oturturdu, Karadeniz’deki kaygana gibi bir kızartma yapardı, hamur kızartmasının daha sade hali diyebiliriz. Yemek yapmayı sevmemde onların katkısı çok büyük.

◊ Programda çok atışıyorsunuz. Normalde de tatlı atışmalarınız var mıdır?

Perihan Savaş: Aramızda tatlı tatlı atışmalar çok vardır.

Savaş Zafer: O da beni kızdırıyor aslında. Her şey karşılıklı.

Perihan Savaş: Ben iddialaşırım, Savaş da öyle. İkimizin iddiaları çatışıyor. “Hadi bakalım, sen mi haklı çıkacaksın, ben mi” diyoruz. Bu sadece yemek konusunda da değil, alelade, basit bir konuda da olabiliyor. Ama tabii dediğim gibi aramızdaki didişmeler çok tatlı. 

◊ Birbirinizin mutfağında neyi değiştirmek isterdiniz?

Perihan Savaş: Bazen bana “O öyle olmaz anne. Birazcık daha modernini öğrenmen gerekiyor” falan diyor. Ben de onu öyle yapmak istemiyorum. Bunu değiştirmek isterdim ama bir taraftan da didişmek keşfetmemizi sağlıyor.

Savaş Zafer: Annemin yaptığı yemekler çok lezzetli. Ama annem yemek konusunda çok sabit fikirli. Bu konuda biraz daha yeniliğe açık olsa yaptığı yemekleri çok daha iyi yapabilir. Onu değiştirmesini isteyebilirdim. Yine de elzem değil.

Perihan Savaş: Herhalde elzem değil, bu saatten sonra önüne ne koyarsam onu yiyeceksin Savaş (gülüyor). Yani senelerdir nasıl yaptıysam bu saatten sonra da gene aynı anam-babam usulü yapıyorum. Siz ne yapıyorsanız yapın!

Perihan Savaş: Etli yaprak sarmayı çok severim.

Savaş Zafer: Ayırt edemiyorum. Her türlü makarna, etle ilgili her şey, yöresel yemekler...

Perihan Savaş: Maydanoz yemem, ne yaptıysam alışamadım. Limon sıktım, zeytinyağı sıktım... Midem kabul etmiyor.

Savaş Zafer: Bende yok, ayırt etmeksizin her şeyi yerim.

◊ Şu ana kadar yediğiniz en garip şey neydi?

Savaş Zafer: Çok şaşırtmaz belki ama salyangoz yedim.

Perihan Savaş: Ben hayatta yiyemem. Vitiligom var, “Salyangoz çorbası yapacaksın” dediler. Yok mersi... Hayvanı düşünerek yiyemem zaten. Tadı nasıl?

Savaş Zafer: Yumuşak bir şey bekliyorsun ama pek öyle değil, aslında düşünüldüğü kadar lezzetsiz de sayılmaz. Ama “Bugün gidip bir salyangoz yemeliyim” demem.

‘YILMAZ’IN BİZİ GÖRDÜĞÜNE VE KORUDUĞUNA EMİNİM’

◊ Savaş, sen baban Yılmaz Zafer’i kaybettiğinde 1,5 yaşındaymışsın. Onun erken vedası hayatını nasıl etkiledi?

Savaş Zafer: Ne çevresinden, ne annemden, ne arkadaşlarından, ne kendi akrabalarından hiç kötü bir şey duymadım. Ama kişiliğini bir yana koyarsak bir babanın eksikliği zordu. Çünkü erkek çocuğunun ister istemez bir noktada babaya ihtiyacı oluyor. Annem eksikliğini hissettirmedi, o ayrı ama yine de zor. Ama biraz büyüyüp daha algılayınca, insanların hayatındaki baba figürünün nasıl bir rol aldığını görüp öğrenince insan biraz sendeliyor. Hani olsaydı aslında nasıl olurdu diye sorgulamaya başlıyor. Bunlar beni yaşım ilerledikçe hayatta zorladı.

Savaş Zafer: Ben bebekken kaybettiğimiz için daha çok başkalarından dinlediğim, anlatılan bir kişiydi.

Perihan Savaş: Hatırlıyorum da tatile giderdik. Deniz kenarında çocuklar “Baba, baba, baba” diye koşarlardı. Savaş da koşmaya başlardı. Gelir beni kaldırırdı, babaları onlarla ne oynuyorsa o da benimle aynı şeyi oynardı. Büyüdükten sonra bir gün ona “Ne hissediyorsun” diye sordum. “Anne, tanımadığım için bir şey hissetmiyorum” demişti. “Peki, seni üzen bir tarafı var mı” dedim, “Baba diyememek” dedi. Yani ‘baba’ kelimesi Savaş’ta yok.

Savaş Zafer: Ya bir de babam çok genç yaşta öldüğü için annem o dönemler hep çok üzülüyordu, üzgündü ve buna şahit oluyordum. Mezarlığa da giderdik, hâlâ gidiyoruz; orada annem ister istemez duygusallaşıyordu ve çocuk olarak onu öyle gördükçe sanırım kötü bir şeymiş gibi geldi, bende savunma mekanizması oluşturdu, belli yaşa kadar duygularımı körelttim.

◊ Filmlerini izlediğin zaman ne hissettin?

Savaş Zafer: Çok garip hissettim. Nasıl anlatsam? Mesela ödevlerimi her zaman son dakika yapar, son güne kadar bekletirdim. O da böyleydi. Sanki yüzleşmekten hep böyle kaçtığım, son güne kadar beklettiğim ama izlemem, bakmam, öğrenmem gereken bir şeymiş gibi. Nasıl diyeyim? Çok fazla izleyemeyecekmiş, devam edemeyecekmiş gibi izledim. O yüzden zordu.

Perihan Savaş: Çok zordu. Anne, baba hayattaysa biri iyi, biri kötü polis rolünde olur ya. Ben ikisini dengelemeliydim, beni çok zorluyordu. Zaten psikolojik olarak yardım aldım. Bazıları “Hayatına devam etti” diyebilir ama tabii hayatıma devam edecektim, ayakta durmak zorundaydım çünkü bir kızım, bir oğlum var. Onların yanında olmalıydım. Ve çalışmak bana çok iyi geldi. Çocuklarımın varlığı da ayakta durmamı sağladı. Yaşadıklarım çok ağır şeylerdi. Yılmaz geçirdiği rahatsızlık sonrası benim üçüncü çocuğum gibi oldu. 18 ay yaşadı ve çocuk gibiydi. Çok uğraştım hatırlayıp kendisine gelmesi için. Olmadı.

Perihan Savaş: Bizi izlediğini çok hissediyorum. Bir gün Yılmaz’la beraberken bana “Eğer bir gün ben senden önce ölürsem, canın sıkıldığında veya beni özlediğinde kafanı gökyüzüne kaldır, parlayan bir yıldız görürsen o benim” dedi. Hakikaten kafamı kaldırıyorum ve bunu görüyorum. Almanya’da da Yılmaz adına bir vefa ödülü veriyorlardı. Savaş’la sahneye çıktık, tam konuşmaya başlayacağız, salonun ışıkları söndü. Bir anda ortalık simsiyah oldu. Bir baktım, herkes telefonun ışığını yaktı. O ışıklar bir yıldız gibiydi. Öyle kalakaldık. “Burada ve kendini belli ediyor, bizi görüyor” dedim. Bizi gördüğüne ve koruduğuna eminim.

‘SAVAŞ’IN BİRAZ YIRTICI OLMASINI İSTERDİM; İNSANLARI KIRMAKTAN ÇEKİNİR, ONUN İÇİN DE ÇOK ÇABUK KIRILIR’

◊ Annenden aldığın altın değerindeki öğüt neydi?

Savaş Zafer: Oyuncu olmayı düşünüyordum. Ama bana verdiği öğütle bu mesleği bana annem vermiş oldu. “Oyuncu olmak istiyorsan zaten bir şekilde olursun. Dolayısıyla yapacağın başka bir şeye de yönel” dedi. Bunu seçtiğim için mutluyum.

Perihan Savaş: Bunu da şunun için söyledim; bu dönemde oyuncu olmak biraz sosyal medyadan da geçiyor. Ne kadar çok takipçin varsa oyuncu da olabiliyorsun. Ama nereye kadar sürüyor? Üzülmesini istemedim. Çünkü bizim meslek gerçekten yıpratıcı ve üzücü. Şimdiki gençlere bakıyorum; çok değerli, iyi oyuncular da var. Ama insanlar bazılarını sadece dizilerdeki adlarıyla hatırlıyor, gerçek adlarını bile bilmiyor, bu aslında çok üzücü. Onun için “Tabii olabilirsin ama bir de mesleğin olsun” dedim.

◊ Sizin Savaş’tan öğrendiğiniz bir şey var mı?

Perihan Savaş: Sakinliği. Ben bir şeye sinirlenirim, bana der ki: “Anne sinirlenme o kadar. Ortada böyle bir şey yok. Duruma bir de şu taraftan bak istersen.” Sonra onun dediğini yaparım ve doğru söylediğini anlarım.

◊ Savaş dediğiniz gibi çok efendi görünüyor. Gerçekten göründüğü kadar efendi mi?

Perihan Savaş: Evet, öyle. Ben biraz yırtıcı olmasını isterdim. Mesela kızım Melek daha cabbardır. Savaş çok inanır, çok nahiftir, insanları kırmaktan çekinir. Onun için de çok çabuk kırılır.

◊ Peki, Savaş bundan sonra oyunculuk yapmak ister misin?

Savaş Zafer: Bu süre zarfında oyunculukla ilgili bir şeyler yaptım. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oyunculuk eğitimine gittim, ardından özel dersler aldım. ‘Ben Onu Çok Sevdim’ isimli bir dizide oynadım.

Perihan Savaş: Bu dizi Adnan Menderes’in hayatıydı. Onun ortanca oğlunu canlandırıyordu Savaş. Ancak bu rol, kamera karşısındaki ilk deneyimi oldu. Kameraya ve set ortamına henüz alışkın olmadığı için de yaşadığı bu deneyim, ne yazık ki beklentilerini tam anlamıyla karşılamadı.

Perihan Savaş: Niye olmasın? Çok tatlı olur, ben onu eğitirim zaten (gülüyor).

Savaş Zafer: Evet. Bence de çok güzel olur.

◊ Savaş üç yıldır evlisin. Annen zorlu bir kaynana mı oldu?

◊ Eşin ‘Anne’ değil ‘Perihan Teyze’ diyormuş, bununla ilgili magazinde haberler çıktı...

Savaş Zafer: Biz eşimle evlenmeden önce arkadaştık, annem her arkadaşımı tanıdığı gibi Melis’i de tanıyordu. Bir de o zamanlar yaşımız daha küçüktü, ‘Perihan Teyze’ dediği için oradan devam eden bir hitap aslında.

Perihan Savaş: Arkadaş grubu bizde toplanırdı, hepsi ‘teyze’ derdi. Ben şunu anlamıyorum; onun bir annesi zaten var ve bazı insanlar için başkasına ‘anne’ demek zor olabilir. Benim kızım da kayınvalidesine ‘Nurten Teyze’ diyor. Savaş, Melis’in annesine ‘Şule Abla’ diyor. Bize saygı gösteriyorlar mı? Gösteriyorlar. Sevgi gösteriyorlar mı? Gösteriyorlar. Bir saygısızlık yapıyorlar mı? Hayır. Ben teyze demeyi saygısızlık olarak görmüyorum. Ben Melis kızımı seviyorum.