Karsu’yla İstanbul ziyareti sırasında buluşuyoruz. Bebeği ve eşi yanında değil. Ama onlardan bahsederken gözlerinin içi gülüyor. “Artık beynimin yarısı çocuğumun” diyor. Bir yandan da vereceği konserlerin heyecanı içinde. Başlıyoruz muhabbete.
◊ Son görüşmemizin üzerinden iki sene geçmiş; bu arada evlendin, anne oldun. Evlilikle başlayalım...Hayatında neleri değiştirdi?
Bir gün hiçbirimiz burada olmayacağız. Ama bir yerde kâğıt üzerinde “Mike ve Karsu beraberdi” diye yazacak, bunu çok güzel buluyorum. Eşimle inanılmaz koşturuyoruz, hayat büyük bir telaş içinde geçiyor. Evlilik biraz hayatı da kutlamak gibiydi. Düğün günümüz sevgi doluydu. Ama özel hayatımızda çok çok bir şey değişmedi.
Ben eskiden yüzücüydüm, Hollanda’da sporla ilgilenenler için özel okullar vardı. O da profesyonel kayakçıydı. Okulda tanıştık. Sonra o yoluna gitti, ben yoluma gittim. Pandemi zamanı yeniden karşılaştık.
◊ Her yer kapalıyken nasıl karşılaştınız?
Hollanda’da bir gün arkadaşım Yeşim bana geldi. Dünya turum falan da iptal olmuştu, çok üzgündüm. Hatırlıyorum, arkadaşıma yemekte çipura yapmıştım. O da bana nar getirmişti. Sonra o narı alıp ortadan kesti, “Bunu kapının önüne koy” dedi. Anlamadım. “Bir hafta içinde evine çok güzel biri girecek” dedi. “Saçmalama” dedim. Sonra ne olabilir diye düşündüm ve narı kapının önüne koydum. Bir hafta sonra aklıma Mike geldi, ‘Nasıl’ diye düşündüm. Pandemi zamanı konuşmaya başladık, sonra buluştuk.
Hımm, ne bileyim. Şimdi çok özele gireceğiz ama büyük bir sosyal medyam olduğu için bana yazan birçok kişinin mesajlarını göremeyebiliyorum. O da geçen 18 yıl içinde birkaç kez yazmış. Ben de görmemişim. Hatta beni takipten çıkmış. Ama sonra bir araya geldik.
Hatay’da, depremden önce evlenme teklif etti. Hatay çok güzel bir şehir, çok otantik. Evlerin içerisinde bahçeleri ve üzüm bağları var. O bağlarda teklif etti. O sırada yanımızda çok eski bir radyo vardı ve açıktı, ‘Sen Benim Şarkılarımsın’ parçası çalmaya başladı. O an eşime tercüme ettim. “Bizim bir şarkımız olsun diyorduk, işte bizim şarkımız bizi buldu” dedi.
◊ Eşin spor menajeri, onun ve senin hayatlarınız yoğun. Bu ilişkiyi nasıl yürütüyorsunuz?
Evet, eşim futbolcu menajerliği yapıyordu. Pandemi dönemi işler biraz durunca yüksek lisans yapmaya başladı. Onun okulu biterken ben de hayatımda bambaşka bir şeyler yapmak istemeye başladım. Birlikte İrlanda’ya gittik, bir ev kiraladık. Ben Michelin yıldızlı bir restoranda staja başladım ve orada yemek kitabımı yazdım, o da tezini yazdı. Tezi futbol ve spor menajerliği üzerine olacaktı ama müzik hakkında yazmayı istedi. Yavaş yavaş müziğe ilgisi de başlamıştı. Normalde menajerim annem ve babam. Ama deprem zamanı dört nesil kaybettik. Ailem uzun süre Hatay’da durmalıydı. Benim şirketlerin ve işlerin yoğunluğu da vardı. Spor ve müzik işleri de birbirine benziyordu. Eşimle yavaş yavaş birlikte çalışmaya başladık. Annem-babam şimdi oğlumuza bakmayı çok seviyor. Eğer hayatımıza eskisi gibi devam etseydik, birbirimizi hiç görmeyecektik. Şimdi konserler için birlikte seyahat etmek çok güzel oluyor. İki gün önce Almanya’daydık, ondan önce Belçika, Amerika, Londra...
‘BLUES İSMİNİ EŞİM BULDU, BEN DE ÇOK BEĞENDİM’
◊ Bir süre önce de anne oldun. Bir oğlunuz var, 1,5 yaşında. Adını Blues koymuşsunuz...
Evet, Türkiye’de çok haber oldu, ismine herkes şaşırmış.
Blues müzikten geliyor. İnsanlar “Neden üzgün bir müzik adı koydun” dedi ama blues gerçekten derinden
hissettiğim, çok sevdiğim müzik türü. Eşim buldu bu ismi. Ben de çok beğendim, hatta hamile olduğum için hormonların da etkisiyle ilk duyduğumda ağladım. İkinci gün “Ne saçma, kim oğlunun ismini Blues koyar” dedik. Aradan iki hafta geçti, “Biz çok seviyoruz, neden olmasın” diye fikir değiştirdik. Soyadı da Dönmez Schrama oldu. Çünkü Hollanda’da o yıl anne ve baba, çocuğa soyismini verebilir diye bir kanun çıktı ve tamam dedik.
◊ Anne olacağını ilk duyduğunda ne hissettin?
İnanılmaz bir his. Geriye baktığımda hayatımın bu kadar güzel değişeceğini bilseydim daha önce anne olmak isteyebilirdim. Çünkü insanlar bebek zor, uyumuyorsun falan diyorlardı. Onları çok dinlerdim. Tabii kolay değil, geceleri uyanıyoruz, çabalıyoruz ama hayatımız inanılmaz neşe, çiçek ve kelebeklerle doldu. Şimdi Blues’la yavaş yavaş iletişim kuruyoruz, beni anlıyor. Eşimle aynı duyguyu paylaşmak da bambaşka bir his.
Daha duygusal biri oldum. Anne ve babalarla daha çok empati kurabiliyorum. ‘Yemek yedi mi, uyudu mu’ sürekli aklımda. Sanki beynim bir yarısı benim, diğer yarısı oğlumun. Sorumluluklarım arttı ama bir yandan da inanılmaz neşeliyim.
◊ Ona doğumdan bir gün önce şarkı yapmışsın sanırım...
Evet, bir akşam önce piyanoyla besteledim.
Doktorum “Risk almayalım, zaten sezaryenle doğum olacak, yanında müzik de getirebilirsin” dedi. Bende ameliyat heyecanı yoktu ama bir insan dünyaya gelecek ve ilk kez müzik duyacak diye heyecan başladı. ‘Yanımda Beethoven mı, Bach mı yoksa Tarkan mı götürsem’ diye düşündüm. Sonra ‘Müzisyenim, ben niye bir şey yapmıyorum’ dedim. ‘Bebeğim karnımda ne duydu’ diye düşündüm. Piyanoyla çok klasik konser vermiştim, bol bol klasik müzik dinledi. Ve benim kalp atışlarımı duydu. Ben de ultrasonlarda onun kalp atışlarını dinledim. Geçtim piyanonun başına, o kalp atışlarının ritmiyle bir beste yaptım. Eşim ve doktorum beğendi, o müzikle dünyaya geldi.
◊ Çocukluğundaki Karsu bugün seni görse ne derdi?
Elbiselere bayılırdı. Hayali oydu zaten, prenses olmak. Keşke ona anlatabilseydim. Verdiğin kararlar, özünde kalmak doğruydu. Çünkü okulda çocuklar beni sevmiyorlardı.
Klasik müzik dinlerdim, cool değildim... Müzik yapardım. Öğrenmeyi çok severdim. Özümde kaldım. Bu yüzden çok mutluyum. Ona da ‘Aslında bu meslek çok enteresan bir meslek’ derdim. ‘Relaks ol, başka birisi olmaya çalışma. Başka birini rakip olarak görme.’ Benim tek bir rakibim var, o da dünkü kendim.
Hollanda’da eskiden radyolar çok önemliydi. “Bu şarkı çok caz” deyip çalmak istemedikleri olurdu. Ben hep ‘devam edeceğim’ dedim. Ben bir numara olmak değil, sanat yapmak istiyorum. İnsanlar sanat dinlemek istiyorlarsa “Konserlerime hoşgeldiniz” diyorum.
‘KENDİMİ AMSTERDAM’A VE KARSU KÖYÜ’NE AİT HİSSEDİYORUM’
Kasım ayında Türkiye turnesi başlayacak. İzmir, Denizli, Konya, Ankara, Kayseri ve iki İstanbul konseri olacak.
Anne olunca şunu fark ettim; sanki oğlum bir roman ama henüz hiçbir şey yazılmamış. Kim yazacak bu kelimeleri, cümleleri? Ben, eşim, ailemiz, arkadaşları, meslektaşları... Ama en çok da kendisi yazacak. Sonra kendi hayatımı düşünüyorum. Ben Amsterdam’da doğdum, sonra piyanoyla karşılaştım. Ben piyanoyla tanışmasaydım burada sizinle oturamazdım mesela. Hayatın kararları çok enteresan. Birkaç ay önce evde hep söylediğim ‘Yemen Türküsü’nü çalıyordum. Annem büyük dedesinin Yemen’e gidip dönmediğini söyledi. Demek ki bu benim hikâyemin de içinde varmış. Bilmiyordum. Sonra köklerimi daha da araştırdım. Dedem Hollanda’ya göçmeye karar veriyor. Ben doğunca bana köklerimizle bağımızı unutmayalım diye köyümüzün ismi Karsu’yu vermişler. Ama kader mi derler bilmiyorum; ismim Karsu olduğu için orayla bağım hiç kesilmedi. Bu konserlerde hayatımı şarkılarla hikâyeleştirmeye karar verdim. ‘Yemen Türküsü’yle başlayacağım, New York’a gittiğim ve çalıp konservatuvara alınmadığım şarkıyı söyleyeceğim. Oğluma yazdığım şarkı olacak... Konserler Türkiye’den sonra Almanya, Londra ve İsviçre’de devam edecek.
◊ Hollanda’da doğup büyüdün ama Türksün. Peki, kendini daha çok nereye ait hissediyorsun?
Ne Hollanda, ne Türkiye... Amsterdam ve Karsu Köyü’ne ait hissediyorum. Mesela şu an seninle konuşurken Türkçem biraz bozuk, beni bir hafta köyde bırak, köy şivesine dönerim. Amsterdam da doğduğum, büyüdüğüm şehir.
‘YEMEK KİTABIMIN BU KADAR SATMASI HOLLANDA’NIN TÜRKİYE’YE SEVGİSİYDİ’
◊ “6 Şubat depremlerinde dört nesil kaybettik” dedin. Yaşadığın acıların şarkılara yansıması oldu mu?
Acılar hâlâ büyük, ‘Neredesin Sen’ şarkısını yaptım. Ama daha o kitabı açmadım, öyle diyeyim.
◊ Hatay’da depremle ilgili nasıl çalışmalar yaptın?
O dönem yemek kitabı yapmıştım. Birkaç hafta içinde 77 bin kitap sattık. Bir numara oldu. Normalde romanlar liste başı olurken bir Türk yemek kitabının bir numara olmasına herkes şaşırdı. Bu gerçekten Hollanda’nın Türkiye’ye sevgisiydi. İnanılmaz destek verdiler. Oradan kazandığımız parayla çekirdek ailem ve küçük bir ekibimizle çok güzel projeler yaptık. Müzikle birçok aileye dokunmak istedik. Serinyol’da bir müzik evi kurduk. Bizim bir bütçemiz vardı. “O parayla enstrümanları mı alsak, yoksa parayı o bölgede başka ihtiyaçlara mı kullansak” dedik. Instagram’da “Kullanmadığınız enstrümanlarınız varsa bize verin, bu proje için Türkiye’ye götüreceğiz” diye bir duyuru yaptım. Çok kişi yazdı; gitar, piyano, keman, trompet... Eşim ve ben bütün Amsterdam’ı tarayıp hepsini topladık. Hollanda ve Türkiye Büyükelçiliği bunları sınırdan geçirmemizi çok destekledi. Hepsini Hatay’a götürebildik. Müzik evimizi kurduk. Şu anda 2 bin öğrencimiz var. İkinci müzik evini de destekleyebiliyoruz. Hatay’da iki tane de dikiş nakış evimiz var. Orada anneleri destekliyoruz. Akülü engelli arabaları alıp Hollanda’dan Türkiye’ye getirdik. Üç yıl boyunca birçok aileye maddi destek de verdik. Onun dışında öğrencilere burs veriyoruz.






