Ali Vatansever’in yönettiği ‘Bir Arada Yalnız’, 26 Eylül- 4 Ekim tarihlerinde düzenlenen 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nden beş ödülle döndü. Bunlardan biri de Onur Gözeten’e (28) verilen Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödülüydü. Ölümcül bir hastalıkla mücadele eden İzzet ve ailesinin yaşadıklarını konu alan film, hastalığın aile ilişkileri üzerindeki etkisini anlatıyor. Yaklaşan ölüm gerçeğinden uzaklaşmak için sanal gerçeklik dünyasına sığınan İzzet’e hayat veren Gözeten’le oyunculuk yolculuğunu, filmini ve insanın yalnızlığını konuştuk...
◊ Adana’da filminiz tam beş ödül aldı. İçlerinden biri de senin aldığın Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödülü. Neler hissediyorsun?
İsmimin okunduğu an çok enteresan, büyülü bir andı. Kendimden hiç beklemediğim kadar heyecanlandım. Filmin aldığı diğer ödüllerle birlikte düşününce mutluluğum daha da büyüdü. Ekibimin, hocamın, yapımcılarımın bunu gerçekten hak ettiğine inanıyordum. Bu ödülün İzzet rolüyle gelmiş olması ayrıca mutluluk verici.
◊ Ben bu ödülün adını çok seviyorum: “Umut veren...” Sen umutlu biri misindir?
Umutlu ve çevremdeki insanlara umut vermeye çalışan biriyim. Ödülü aldığımdan beri düşünüyorum: ‘Gerçekten umut vaat ediyor muyum?’ İlk defa umudu enteresan bir sorumluluk olarak içimde hissettim. Bugün bakıp umut hissettiğim insanlar gibi ben de ileride insanlara umut verebilirim umarım.
◊ Nasıl bir ortamda büyüdün? İstanbul Üniversitesi’nde radyo, televizyon ve sinema bölümüne devam ediyorsun sanırım...
Fatih’te, Beyazıt çevresinde büyüdüm. Bir yandan çok serseri, bir yandan çok muhafazakâr; içinden çıkması zor bir çevreydi. 17-18 yaşlarındayken Kadıköy’de bir sahnede çalışmaya geldim. Tiyatroya dair her şeyi orada öğrendim. Barında çalıştım, çay verdim, sonra sahne amiri oldum. Sonra Müjdat Gezen Sanat Merkezi konservatuvarına girdim. Oradaki eğitimim bitince İstanbul Üniversitesi’nde radyo, televizyon ve sinema bölümüne girdim; umarım bitireceğim.
Lisedeki hocam Asuman Şekercan beni gördü; ben daha tiyatronun ne olduğunun farkında bile değilken çalışmaya başladık; ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ü sahneledik. O zaman “Bunu meslek olarak yapacağım” dedim.
◊ Filminiz ‘Bir Arada Yalnız’dan biraz bahseder misin?
Film, ölümcül bir hastalığın pençesindeki bir gencin ve ailesinin hikâyesi. Hastalığın yalnızca hastaya değil yakınlarına ne yaptığını, ailenin kabullenme mücadelesini anlatıyor. Ölmekle yaşamak arasındaki ilişkiyi, bir arada olmakla yalnız kalmayı düşündürüyor.
O, biri olamayacak kadar erken hastalanmış bir çocuk. İzzet ölümü kabullenmiş; ailesine yaşattığı acıyı daha fazla yaşatmak istemeyen biri. Özel bir karakter geliştirmeye vakti bile olmamış.
◊ Ölümcül hastalığı olan birini oynuyorsun. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdin?
Role hazırlanırken onkologlarla, psikologlarla, diyetisyenlerle ve çocuklarını kaybetmiş annelerle görüştük. Yaklaşık 16 kilo verdim. 51 kiloya düştüm. Hareket edecek enerjim yoktu. Filmdeki fotoğraflarda neredeyse yok gibi görünüyorum. Kendimi izlemeyi normalde severim ama bu filmde kendimi izlemek zor geliyor. Anneme nasıl izleteceğimi de bilmiyorum. Film gösterildiğinden beri insanları iyi olduğuma ikna etmeye çalışıyorum.
◊ Filmde İzzet sanal dünyada kendine bir alan yaratıyor. Dijital dünyada kurulan ilişkiler gerçek hayattaki yalnızlığı giderebilir mi?
Benim yalnızlığımı gideremez. Yüz yüze, birbirimizin gözlerine bakabildiğimiz, birbirimize dokunabildiğimiz ilişkilerden yanayım. Ama başkaları için sanal dünyada bunun mümkün olabileceğine inanıyorum. VRChat’te kendi avatarını, ismini, görünümünü seçerek bir dünyaya giriyorsun. İnsanlarla konuşabiliyor, birlikte gezebiliyor, kendine ev yapabiliyorsun.
◊ Yalnızlık senin için ne anlam ifade ediyor?
Asla yalnız biri değilim ama kendimi yalnızlaştırmayı iyi bilen biriyim. İçinde bulunduğumuz sistemin, bireyselleşmenin, insanlara “Bir araya gelseniz de hiçbir şeyi değiştiremezsiniz” hissini dayattığını düşünüyorum. Filmdeki gibi: Aslında çok yalnızız ama hiç de yalnız değiliz. Bir arada yaşadığımızı unutmamamız gerekiyor.
◊ Şarkıcıdan ölüm döşeğindeki gence çok farklı rollerde görüyoruz seni. ‘Umarım oynarım ya da oynamam’ dediğin karakterler var mı?
Farklı karakterleri deneyimlemek, oynamadığım her şeyi oynamak istiyorum. Şan, şöhret, para... Bunları da istiyorum tabii. Ama önce oyunculuğumu geliştirmek istiyorum. Bu işi çok seviyorum, sanki iş de beni seviyor. Ama ben ve menajerlerim de bazı tercihlerde ısrar ettik. ‘Bir Arada Yalnız’ı yapmayabilirdik; o kadar kilo vermemeyi seçebilir, daha çok dizi ve tanıtım işine yönelebilirdik...
◊ Şu anda Türkiye turnesinde olan bir tiyatro oyunun da var. İleride kariyerini özellikle yönlendirmek istediğin bir alan var mı?
Ben ikisini ayırmama taraftarıyım. Tiyatroya karşı daha romantik miyim? Evet. Ama sinemayı da
ondan ayıramıyorum, çünkü çok güzel bir şey. “Tiyatro daha başka değil mi” diyenlere “Sinema da başka” diyorum (gülüyor).
◊ Gördüğüm kadarıyla müziğe de yakın bir ilgin var...
Bu yıl koşturmadan dolayı müzikten biraz uzaklaştım ama tiyatrodan önce gitara başladım. Kendi şarkılarımı yapıyordum. Biraz piyano, biraz bağlama çalıyorum. Aslında vokalim. İleride müzik yapmayı çok istiyorum. Hatta bir gün müzikal yapmak da çok istiyorum.






