Bir hikâye vardır hani; şeytan herkesi birbirine düşürüp “Ben sadece keçinin ipini çözdüm” der. İşte sokaklarda kendi kurallarını yazanlar da o ipi çözüp zincirleme bir karmaşaya sebep oluyorlar.
Aslında etrafımızdaki absürt durumlardan hepimiz rahatsızız. Ama çoğumuz ya üzerine hiç düşünmeden ya da sadece kızıp yola devam ediyoruz. Kendi kendimize verdiğimiz bencilce kararlar, başkalarının hayatını karartıyor. Sizin kafanıza göre işinizi bitirip de ayrıldığınız o sokaklar, benim gibilere engel parkuru oluyor.
Geçen günlerde ağır bir hastalık atlattım. Hasta da olsak mecburen dışarı çıkmamız gerekir. Evden çıkıp anneme gitmek için sağa doğru 300 metre yürümem gerek. Ama ben bu mesafeyi tehlikeli olmasına rağmen caddeden yürümek zorundayım. Çünkü komşularım araçlarını keyfi bir kararla kaldırıma park etmiş. Bununla bitmiyor; annemin evine ulaştığımda binaya girmek için akrobatik hareketler yapmam gerekiyor. Yandaki inşaatın malzemeleri tam beş aydır kapının önünde yığılı duruyor. Şikâyetlerimize rağmen bu müteahhide kimsenin gücü yetmiyor belli ki. Bir de bana trajikomik bir rüşvet teklif ediyor: “Abi ben sana şu girişe bir rampa yaptırayım, eve rahat girersin.” Güler misin ağlar mısın... Sokaktaki herkes kurallara uysa durum kendiliğinden düzelecek zaten.
Gelelim işe gitmek için düz yürümem gereken diğer 300 metreye... Yolda hafifçe sağa kıvrılan yaya yolunu kullanabilsem yola çıkmak zorunda kalmayacağım. Ama tahmin edin neden oradan gidemiyorum? Yine kaldırımı otopark belleyen araç sahipleri yüzünden...
Neyse, üstgeçide ulaşıyorum, merdivenlerden çıkıp durağa gideceğim. Orada asansör yok artık. Çünkü kapılarını her hafta kırıp içine zarar verdikleri için ilgili kurum en sonunda bıktı ve asansörü tamamen iptal etti. Herhalde “Biz devlet malına zarar vereni cezalandıramıyoruz, o yüzden en iyisi ihtiyaç sahibini cezalandıralım, asansörü kaldıralım” diyorlar.
Geçen sabah merdivenlerden indiğimde ayaklarımın altında tuhaf bir çatırtı duydum. Tam eğilip yerden bir parça alacakken duraktaki biri seslendi: “Dur abi, eğilme! Durağın camlarını kırmışlar.”
Her zamanki gibi telefonuma sarılıp 112’yi aramak istedim. Çünkü birazdan onlarca öğrenci bu durakta inip o keskin camların üstünden geçecek. Artık 112 personeli de beni sesimden tanıyor; bu magandalıkları ihbar etmekten ben yoruldum. Ama ‘keçinin’ ipini çözen ben değilim ki, neden ben kötü oluyorum? Bu defa durdum, aramadım.
Lafın kısası dostlar; aslında hayatı kolaylaştıracak bütün kurallar zaten yazılı. Ekstra bir şey yapmanıza gerek yok, sadece uymanız yeter. Bu bencillikler yüzünden bugün ben cezalandırılıyorum ama bir gün sıra size de gelecek.
Son olarak; şu üstgeçidin ışıklarını kırıp patlatmaktan vazgeçin. Işık bana lazım değil, ben zaten görmüyorum; o ışık, karanlıkta yolunu bulmaya çalışan sizlere lazım. Şikâyetlerimden sonra yetkililer “Her hafta kırıyorlar, artık tamir etmiyoruz” dediler. Yine kıran değil, ihtiyaç sahibi cezalandırıldı.
Her şeye rağmen neşemizi kaybetmeyelim. İyi pazarlar her sese...






