Geçen cuma Dünya Gıda Günü’ydü. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun kuruluş günü 16 Ekim 1945’e atfen belirlenen bu özel günde her yıl açlıkla mücadele için farkındalık çalışmaları ve uluslararası çözüm arama toplantıları yapılıyor. Bu yılın mottosu ‘Bugün yenilik yap. Yarını besle’... Bu yılın hedefi hakkında yazmadan şunu da hatırlatalım: FAO kurulurken belirlenen ‘sıfır açlık’ hedefi için nihai tarih 2030’du. Ancak bu hedefe yaklaşılamadığı gibi, maalesef iklim değişikliği ve savaşlar nedeniyle açlıkla mücadele edenlerin sayısı hızla artıyor.
Gezegenimiz 10 milyar insanı (mevcut dünya nüfusunun yaklaşık 1,2 katını) rahatlıkla besleyecek düzeyde gıda üretiyor. FAO’nun en güncel raporu SOFI 2026 (Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu) verilerine göreyse geçen yıl dünyada tam 645 milyon insan kronik açlıkla mücadele etti. Yani her 13 kişiden 1’i yatağa aç giriyor! Dünya genelinde 2,7 milyar insan besleyici bir diyete maddi olarak erişemiyor. Bu kıtlığın en büyük sorumlularından biri küresel gıda israfı. Her yıl üretilen gıdaların yaklaşık 1,5 milyar tonu (üretilenin yaklaşık 3’te 1’i) tüketicilere ulaşamadan ya tarlada kayboluyor ya da evlerde çöpe gidiyor. Küresel raporlar, bu israfın yüzde 60’ının doğrudan evlerimizde gerçekleştiğini doğruluyor.
Türkiye İsrafı Önleme Vakfı verilerine göre ülkemizde her yıl yaklaşık
23 milyon ton gıda çöpe gidiyor. Kişi başına yıllık 102 kilogram yiyeceği çöpe atıyoruz! Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre en çok israf edilen gıda grubu yüzde 40,1’le taze meyve ve sebzeler; ikinci sırada yüzde 32’yle ekmek var. Son dönemde iyice popülerleşen serpme kahvaltı modelinin bile yılda 100 milyar liralık gıda kaybına yol açtığı hesaplanıyor. Uzmanlara göre bu bolluk içinde kıtlığın üç temel sebebi var; tahılın çoğunun besi çiftlikleri ve biyodizele gitmesi, değerli proteinin yüksek gelir grubuna aktarılması ve değişen iklim.
Çanakkale’nin Saraycık Köyü’nde çiftçilik yapan Adnan Oğuz, orta büyüklükte bir üretici; yaklaşık 500 dekar arazide kuşaklardır tarım yapıyorlar. İklimde son 10-15 yıldır yaşanan değişim yüzünden neler yaşandığını şöyle anlatıyor: “Artık bahar yok. Bir yaz, bir kış var. Bu bahar nisanda yağmur yağmadı, mayısta istediği kadar yağsın, işimize yaramaz. Mayıs yağmuru verimi düşürür. Ekin için en gerekli yağış eylüldedir ama artık kasımda yağıyor yağmurlar. Çiftçi buna göre ürün değişimine gidiyor. Denemek için portakal diktim. Burada artık narenciye yetişebiliyor ancak ekonomik değil. Şimdiye kadar daha çok şeftali ve kiraz ürettik ancak kiraz ve şeftali tarımında ağaçların dengeli büyümesi, meyve kalitesi için yaz aylarında ideal gündüz sıcaklığı 32 dereceyi geçmemeli. 35-40’lara yükseliyor son yıllarda. Meyve sıkıntıya giriyor. Meyveyi 10 günde toplaman gerek; topladın nereye satacaksın; fiyat istikrarı yok. 40 dönüm şeftali söktük, bodur zeytin diktik.”
Çiftçi deneme-yanılmayla yolunu bulmaya, iklime uyumlanmaya çalışıyor. Adnan Oğuz da zeytinin yanı sıra bağdan pekan cevizine birçok ürün için denemeler yapmış. Oğlu Hüseyin Oğuz da çiftçi, aile işinin büyük kısmı artık onda. Yarını besleyeceklerden biri o ama oğlunun bu işi yapmasını istemediğini söylüyor: “Sadece geleneksel yöntemleri değil teknolojiyi de kullanıyoruz. Akıllı sulama sistemi de var, traktör de. Drone’la ilaçlama yapılıyor. İşimiz çok emek istiyor. Bir de bugün hâlâ “Çiftçiyim” dediğimde insanların küçümseyen bakış açısından rahatsızım. Bu nedenle oğlumun çiftçi olmasını istemiyorum.”
‘GELENEKSELLE BİLİMSEL OLAN BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İKİ KAYNAK’
Kuşaklardır çiftçilik yapanlar artık sektörden çıkmak isterken beyaz yakalarını kenara bırakıp toprağa ve üretime gönül veren yeni çiftçiler de var. Kimyasalsız üretime ve geleneksel yöntemlere gönül veren ‘yeni’ çiftçilerden Ülker Yıldırımcan ailesi ve arkadaşlarıyla kurduğu Tarlakuşu çiftliğinde, Biga’nın Kozçeşme Köyü’nde üretim yapıyor: “İdeal bir dünyada tüm insanların gıdaya eşit erişimi için teknolojik ve yenilikçi çözümlere ihtiyacımızın olduğu muhakkak. Tarımı sadece verimlilik, hız ve üretim miktarı üzerinden değerlendirirsek çok önemli bir şeyi kaçırabiliriz: Gıdanın kaynağı olan toprağın kendisini. Daha fazla üretmek yerine daha doğru üretmeye odaklanınca emek, zaman ve maliyet hesapları değişiyor. Bizim gibi küçük üreticilerin faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için tüketicilerin üretimin arkasındaki değeri görebilmesine ihtiyacımız var; her fırsatta bunu anlatmaya çalışıyoruz.
Komşularımız yıllardır bu topraklarda yaşıyor; rüzgârın yönünden yağmurun gelişine, toprağın renginden bitkinin görünümüne kadar pek çok işareti bizden çok daha iyi okuyabiliyorlar. Bizim katkımız, geleneksel bilgiyi sorgulamadan tekrarlamak yerine onu gözlem, araştırma ve yeni üretim yöntemleriyle ve sistematik çalışma pratikleriyle buluşturmak oldu. Geleneksel bilgiyle bilimsel yaklaşım birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki kaynak. Sürdürülebilir tarım yalnızca toprağı korumakla değil, toprağın bilgisini taşıyan insanları ve onların emeğini de korumakla mümkün.”
‘DİJİTALLEŞME SİHİRLİ BİR DEĞNEK DEĞİL AMA...’
İklim, toprak ve çiftlik verilerini bir araya getirerek tarımda veriye dayalı karar almayı ve iklim dayanıklılığını destekleyen birçok tarım teknoloji şirketi kuruldu. tarla.io da bunun Türkiye’deki ilk örneklerinden biri. Uyduları aracılığıyla iklim analizleri yapıp WhatsApp tabanlı yapay zekâ asistanıyla çiftçileri anlık bilgilendiriyor; sorularına yanıt veriyorlar. Şirketin CEO’su Gökhan Gürses neler yaptıklarını şöyle özetliyor:
“Bir çocuğun tabağındaki gıdanın hikâyesi, çiftçinin tarlasında verdiği kararlarla başlıyor. Ne zaman ekecek, ne zaman sulayacak, bitkideki bir sorunu ne kadar erken fark edecek? Bu kararların her biri hem hasadı hem üretim maliyetini etkiliyor. Uydu ve iklim verilerini, çiftçinin tarlası için anlamlı bilgilere dönüştürüyoruz. ‘Yaklaşan sıcaklık artışı ürünümü nasıl etkileyebilir’ gibi sorularına anlaşılır yanıtlar veriyoruz. Ama dijitalleşme sihirli bir değnek değil. Bizim sorumluluğumuz, üreticinin belirsizlik karşısında daha güçlü kararlar almasına yardımcı olmak. Çiftçi de kendi tarlasının hafızasını taşıyor. Hangi bölümün su tuttuğunu, hangi rüzgârın zarar verdiğini, geçmişte hangi uygulamanın işe yaradığını biliyor. Uydu görüntüsü ve model çıktısı bu deneyimle birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale geliyor. Zir.ai uygulamamız bu buluşmayı çiftçinin alışık olduğu iletişim biçimi üzerinden kolaylaştırıyor. Yapay zekâ burada bir tercüman görevi üstleniyor.”






