Kahve yapıp, oturup biraz ekran kaydırayım derken baktım ki telefonun şarjı yok. “Kahvenin tadını çıkarayım” diyerek telefonu şarja taktım, elim boş kalınca da etrafı dinledim. Birden çok gürültülü geldi. Önce kombiyi kapattım, gece yakmıştım biraz serin olunca... Sonra çamaşır makinesini kapadım, bulaşık makinesini de durdurdum. “Delirdin mi” der gibisiniz ama birden çok gürültü oldu. “Başka odaya geçsene be adam” diyebilirsiniz ama hiç aklıma gelmedi. Sesle savaştım. En son sıra buzdolabına gelince ‘Hop, onu bırak’ deyip elimi fişten çektim. ‘Neyse buna da katlanalım’ artık diye geri oturdum sandalyeye. Sadece buzdolabı ve kahve makinesi sesi kaldı. Birazdan kahve makinesi duracak. ‘Sevdiğimiz makinelere nasıl katlanıyormuşuz’ diye gülümsedim. Bu arada buzdolabı da evin kalbi gibiymiş, onu durduramıyoruz şu devirde.
Kahveyi doldurdum, camı açıp oturdum. Üç dakikaya kalmadı, duyulan her ses beni başka bir hayale zorladı. Arabalar, ayak sesleri... Giriş kat çünkü burası. Hatta bodrum bile diyebiliriz, arada bir yükseklikte.
İş makinesi sesi duyuyorum her gün ve artık şaşırmıyorum. Bir dozer görünce sanki yeni bir tür hayvan görmüş gibi şaşırırdık çocukken, şimdi sesini duyup hiç şaşırmıyorum. Biip biip biip diye bir ses geliyor arada. Bu sesi evde olduğumda hep duyuyorum. Nedense hiç düşünmemişim neyin biplemesi diye... Ama telefon yok ya elimde, şimdi merak başladı.
Mahallenin en son sokağındayım. Buradan sonra çayırlıklar başlardı eskiden. Şimdi Mega Center diye bir yer yapıldı; kuru gıda hali oldu; her yer TIR, kamyon doldu. Neyse bu bipleme de forklift (motorlu bir iş makinesi) sesi. Geri giderken devamlı bipliyor. Bir fabrikada staj yaparken bu sesi duyardım, oradan aşinayım. Bu bizim çayırlıklara yapılan Mega Center’da ağır malları bunlar taşıyor. “Minicik bir biplemeye mi taktın” derseniz, valla taktım. Çünkü hayatımdan birçok güzelliği kaybettiğimi hatırlattı.
Geçen hafta bir soru geldi, hani bir yere konuk olursunuz ve klasik sorular gelir ya... Bana da hep aynıları geliyor aslında ama cevaplarım hep aynı olmuyor. Gün geçiyor, yaş alıyorum ve 10 yıl önce verdiğim cevaplar değişiyor. Bazen sert cevaplar yumuşuyor, bazen yumuşak olanlar sertleşiyor, bazıları aynı gibi. Diğer yandan hiç kullanmadığım kelimeler var ve çok kullandıklarım azalmış, görüntüler ve sesler değişmiş.
“Görüyorken görmeyip kör olunca gördüğün bir şey var mı” sorusunun cevabı bu üstte söylediklerim. Mega Center denen yerde uçurtma uçuruyordum, şimdi iş makinesinin sesini dinliyorum. Gözümüzün önünden çekilen görüntüler, güzellikler bizi hem doğadan hem de güzel davranışlardan uzaklaştırıyor, doğayı unutturuyor. Doğayla baş başa kalmak için İstanbul’dan kaç kilometre uzaklaşmak gerekiyor! Oysa arka sokak doğaydı. Şimdi doğada yetişeni doğasız, taştan binalar içinde bize satıyorlar. Hem doğam gitti hem de param. O zamanlar gözle gördüğüm kaliteyi şimdi elle göremiyorum. Kalitesiz sesler ve varlıklar var hayatımda. Yani görüyorken kaliteyi görmemişim, kör olunca da kalitesizliği gördüm. Neredeyse her anlamda...






