Murda’yla üçüncü albümünü tamamladığı Levent’teki müzik stüdyosunda buluşuyoruz. 3 yaşındaki oğlu Uzay’ın ismini taşıyan albüm rap dünyasının yetenekli isimlerinin resmi geçidi gibi; prodüktörler Spankito, Artz ve Bugy... Sonra Yung Ouzo, Motive, MERO, Summer Cem ve EGE!’... Murda’nın ilk albümü ‘DOĞA’ (2020) şimdi 7 yaşında olan kızının ismini taşıyordu. İkinci albümüyse ne yazık ki hayata sadece 15 dakika tutunabilen ‘DUA’nın... Üç çocuğunun da isminin yazılı olduğu kolyeleri boynunda taşıyan rap’çiyle konuştuk.
◊ Yeni albümünüz ‘Uzay’, oğlunuzun ismini taşıyor. Albümün kapağında da fotoğrafı var. Sevdi mi o pozunu?
Kapağa bayağı yükseldi. Albüm tanıtım videosunu beraber çektikten sonra okula gidip “Ben babayla beraber çalışıyorum artık” demiş öğretmenine.
O beni seviyor, şarkılarımı ful dinliyor. Onun dışında ablası K-Pop (Kore popu) dinlediği ve evde de YouTube açık olduğu için ses açısından her şeye hâkim. Çok şükür ablası da beni dinliyor. İkisi de baba hayranı...
◊ K-Pop dediniz, Türkiye’de de kız ve erkek müzik grupları çok ilgi görüyor. Rap dünyası panikte mi?
Diğer rap’çiler ne hissediyor bilmiyorum ama ben değilim. Benim için bolluk, berekettir her zaman. Sonuçta sporda olduğu gibi müzikte de birbirimizle rekabet içindeyiz. Bir müzik tarzının öne çıktığını hissettiğimde kendi kendime “Okey, bir üst pozisyonu yakalayabilmek için ben ne yapabilirim” diyorum. Üretim sürecinde challenge (meydan okuma) iyidir. Konfor alanından çıkabilmek önemli. Geniş bir bakış açısına sahip olmak çok daha önemli.
◊ Peki, bahsettiğimiz bu gruplarla işbirliğine açık mısınız? Mesela Manifest’le olabilir...
Manifest beni arasa; “Murda seninle şarkı yapmak istiyoruz” dese, seve seve yaparım. Çünkü o zaman evde anında ‘en cool dad’ (baba) olurum. Kızım Manifest’e hasta olduğu için...
◊ Albüme neden oğlunuzun ismini verdiniz?
İlk albümün adı ‘DOĞA’. İlk kızımın adı. O albümde ilk kez baba olmanın sevincini yansıtmaya çalıştım. İkinci albümüm ‘DUA’ydı. Bir kızımızı kaybettik, onun çelişkilerini dile getirmeye çalıştım olabildiğince. ‘Uzay’ da aslında daha böyle oğlumun ruhunu kapsayan; biraz yaramaz, biraz hızlı, aynı zamanda çok sevecen, mert, dobra dobra albüm oldu. Üçlüyü tamamladım.
◊ Şarkı sözlerinde lüks arabalar, markalar geçiyor... Bir hayat tarzı var. Ne kadarı sizin hayatınız?
Tamamı. Hiçbir şeyimin olmadığı zamanlar da vardı. Artık bazı şeyler var. Şimdi kullandığım arabayı almak çocukluk hayalimdi. Harbiden emek vererek hak ettim o arabayı. Çalıştım. Bu işte başarılı olmak dışarıdan bakıldığında kolay gelebilir ama çok fedakârlıklar yapman gerekiyor. Tutarlılık çok önemli. Her gün stüdyoda olmak... Bu bazen ailemden uzak kalmama neden oluyor. Bu yüzden o ödülleri alabildiğimde gurur duyuyorum. Yoksa insanların gözüne sokmak veya “Ben senden daha iyiyim” mesajı vermek değil amacım.
◊ Röportajlarınızda güzel bir çocukluğunuz olduğundan bahsediyorsunuz. Ne kadar sürdü bu mutlu tablo?
11 yaşıma kadar her şey tozpembeydi. Sonra hafif hafif kırılmalar başladı, sonra çekirdek aile tamamen dağıldı. Ben Hollanda’da yalnızdım. Annem Türkiye’de yalnızdı. Babam da Türkiye’de yalnızdı. Benim için çok zordu çünkü annemle babama çok bağlı bir çocuktum. Neşeli, pozitif biriydim. Spora gidiyordum. Akademik olarak da gayet iyi gidiyordu her şey. O olaylar olduktan sonra benim karakterimde büyük hasarlar oluşmaya başladı. Halamın yanındaydım. Onun da kendine göre problemleri vardı. Annemi ve babamı özlüyordum. Kendimi yalnız hissettim. Sonra da kendimi sokakta buldum.
Kaybettiğim aileyi arkadaşlarla doldurmaya çalıştım. Birçok ‘yanlış’ arkadaşla... Değişik ortamlara girdim. Hayat farklı yönler almaya başladı. İyi ki bütün bunların arasında, ilerleyen yıllarda müziği buldum. Zaten dinliyordum, yazmaya da başladım. Bir yere ait olmak istiyordum. Bir şeye tutunabildim. Çok şanslıyım.
◊ Hollanda’da müzik çalışmalarınızı yürütürken Türkiye’de adınızı duyurma fikri hep var mıydı kafanızda?
Hiç yoktu. Ezhel’le tanışmam etkili oldu. İlk olarak makarasına bir Türkçe rap parçası yapıp Instagram’dan paylaştım. Sonra insanlar o paylaşıma Ezhel’i tag’lemeye (etiketlemek) başladı. O da yorumlara ateş emojisi koydu. DM’den yazdım kendisine. O da beni dinlediğini yazdı. Tabii bir enerji patlaması aramızda... Bir günde ‘Aya’ ve ‘Boynumdaki Chain’i yazdık.
◊ Türkiye’de rap’te bir kafa karışıklığı var mı? Bazen rap denen bir şarkıyı dinlerken arabesk bir parça dinliyormuşum gibi hissediyorum.
Arabesk tarz olarak Türkiye’ye ait. Biz arabesk bir milletiz. Bahsettiğiniz şeyler aslında arabeskin modern yorumları. Şu an arabeski rap’le karıştıran sanatçılar aslında rap’e ilgilerini o cekete sokuyorlar. Bence rap diyebiliriz, çünkü orada da isyan var, hissiyat var. Zaten hip-hop yargılayıcı bir kültür değil. Nasıl hissediyorsan öyle yapabilirsin. Arabesk rap Türkiye’nin kültürüne ait bir tarz. Ben daha evrensel bakıyorum. İkisinin de olması lazım çünkü benim yaptığımı Türkiye’nin en uç noktalarındaki insanlar anlamıyor olabilir. Ama arabesk rap bir parçayı kolay benimseyebiliyorlar. Oradaki insanların da tutunacak şarkılara ihtiyaçları var.
◊ İleride nasıl bir hayatın hayalini kuruyorsunuz?
Çocuklarımın beni örnek alıp gurur duyabileceği bir hayat... Şu an müzikten geri adım atma gibi bir niyetim yok ama her zaman olmayacağını da biliyorum. Hele ki benim yaptığım müzik tarzında... Genç adam sporu; yeni nesiller geldikçe biz yavaş yavaş ‘fade to black’ (karanlığa gömülmek)... İnşallah yaptığımız eserler dinlenmeye devam eder. Tabii en büyük hayalim çocuklarımın hayatında her zaman olabilmek. Kolyelerimde onların isimleri var. Ne yaparsam yapayım onlar ‘central point’ (merkez noktası). Çok zorluklardan geçtim, ailesiz günler yaşadım. Onların öyle günleri yaşamamaları önceliğim.
◊ Kaybettiğiniz kızınız Dua’yı da analım. Doğa kardeşini yaşarken görebildi mi?
Kızımız Dua 15 dakika yanımızda kalabildi. Doğa o zaman 3 yaşındaydı. Ama annesi hamileyken karnına yaklaşıp “Sabırsızlıkla seni bekliyorum” derdi. Yani sürecin içindeydi. Ve olayı anlayabilmesi için yaşadığımız üzüntüye onu da dahil etmek zorundaydık. Dua’nın cenazesini ilk eve götürdük. Doğa’ya uyuduğunu ve hep uyuyacağını söyledik. Bazen ağlıyor, “Dua’yı özlüyorum” diyor. Ay doğduğunda da “Baba bak, Dua orada” diyor. Kızım saf sevgi ve bir ışık olarak geldi. Öyle de gitti. Ve evimizin içinde de hep öyle kalacak.
◊ Ölüm hayatta başa çıkılması en zor duygu olsa gerek...
İlk kızım doğmadan 6 ay önce en iyi arkadaşım öldürüldü. Onu götürdüğümüz hastanede doğdu kızım. Bir yerde bir şeyin iyi gittiğini hissettiğin an başka bir yerden bir darbe yiyebilmeye de hazırlıklı olmak lazım. Ama aynı zamanda da olmamak lazım. Çünkü eğer onu çok düşünürsen önündeki bereketleri de bloke edebilirsin. Onun için hayat böyle işte, dengeli bir şekilde ilerliyor. Kayıplarla, kazançlarla... Ama en zor şey kayıpları hazmedebilmek.






