Leyla Smyrna Cabas henüz 16 yaşında ama sinema yolculuğuna şimdiden önemli başarılar sığdırdı. Genç oyuncu, Ayçıl Yeltan’ın yönettiği ‘Fidan’ filmiyle ulusal ve uluslararası festivallerde seyirci karşısına çıktı. İlker Çatak’ın yönettiği ‘Sarı Zarflar’da canlandırdığı Ezgi karakteriyle de yolu Berlinale film festivaline kadar uzandı. Film 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Altın Ayı’yla döndü. En son Cabas’ın başarılarına önemli bir ödül daha eklendi: 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Genç Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Festival 24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek ama onun ödülü önden açıklandı. Cabas’la oyunculuk hikâyesini ve set dışındaki Leyla’yı konuştuk.

◊ Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Genç Başarı Ödülü’nü alacaksın. Neler hissediyorsun?

Çok heyecanlıyım ve çok onore oldum. İlk rol aldığım film ‘Fidan’ın prömiyerini Altın Portakal’da yapmıştık. İki yıl sonra bu festivalde bana böyle özel bir ödül verilmesi gerçekten çok heyecan verici.

◊ İlk film teklifin bir tesadüf sonucu gelmiş. Yönetmen Ayçıl Yeltan sosyal medyada fotoğraflarını görüyor ve “Bu kız olmalı” diyor. Ama senin oyunculuğa hep bir ilgin varmış...

Küçükken hayalimdeki meslek sürekli değişiyordu. Oyunculuk onlardan biriydi ama hiçbir zaman asıl hayalim olmamıştı. ‘Fidan’ karşıma çıkmasaydı oyuncu olur muydum bilmiyorum. Hatta ‘Sarı Zarflar’ gelmeseydi olur muydum, emin değilim.

Set ortamı çok hoşuma gitti. Oyunculuk yapmayı sevdiğimi fark ettim.

◊ Kariyerinin daha başında yolun Berlinale gibi çok önemli bir festivalle kesişti. Böyle başarıları bu kadar genç yaşta deneyimleyince bundan sonra seni heyecanlandıracak şeylerin çıtası yükseldi mi?

Bu filmlerle ödüller almak, festivallere katılabilmek gerçekten çok güzel bir şey. Ama bu gelecekte aşırı başarılı olacağım anlamına gelmiyor. Belki biraz daha bilinmemi ve başka projelere dahil olmamı kolaylaştırıyor. Ben oyuncu olmak istiyorum, tabii ki evet. ‘16 yaşında bunu yapıyorsam gelecekte çok daha iyisini yapacağım’ demek isterim ama bunlar benim beklentilerimi daha fazla büyütmüyor.

◊ Annen Evrim Sümer iletişimci, baban Mirgün Cabas gazeteci. Soru sormanın ve hikâyelerin peşine düşmenin doğal olduğu bir evde büyüdün. Bu sana neler kattı?

Oyunculuk yaparken gözlem önemli bir şey bence. Özellikle genç bir oyuncu olduğum için sette diğer oyuncuları izlemek; sahne arasında seti, yönetmeni gözlemlemek ve ne yaptıklarını anlamak benim için çok önemli. Annemin ve babamın gazeteci olması bana çok şey kattı. İyi bir gözlemci olmak da bunlardan biri.

◊ Karakterlerine nasıl hazırlanıyorsun? Bir yöntemin var mı?

İki rolde de aslında kendi içimdeki bir parçayı kullandım diyebilirim. Çünkü her iki film çekilirken ben Lise Giriş Sınavı (LGS) sürecindeydim ama farklı noktalardaydım. Fidan filmde ne yaptığını çok iyi biliyor ve gerçekten çok akıllı bir kız. Ben de içimdeki daha çalışkan tarafı öne çıkararak Fidan’da kullandım. Ezgi’yi oynadığım dönem LGS sürecinden çıktığım, zor bir süreçti. O yüzden Ezgi’nin o sinirini gerçekten çok iyi anlıyordum. O sıralarda kamera önünde Ezgi değildim, direkt Leyla’ydım.

◊ Fidan ve Ezgi’yle gerçek hayatta tanışsaydın hangisiyle daha iyi anlaşırdın sence?

Ezgi’yle iyi arkadaş olabilirdim. Çünkü Ezgi çok aklına geleni söyleyen, komik bir kız. Fidan tatlı bir kız ama gerçekte ne kadar iyi anlaşırdık pek kestiremiyorum.

◊ Şimdiye kadar oynadığın roller daha dramatik dünyaların içindeydi. Seni bir komedide de görebilir miyiz?

◊ Özellikle denemek istediğin başka türler var mı?

Her türü denemek isterim açıkçası. İçinde olarak neye daha yatkın olduğumu ya da neyi yapmanın daha çok hoşuma gittiğini görmek isterim.

◊ Sosyal medyayla aran nasıl? Oyunculuk, sosyal medyada aktif
olsan da olmasan da beraberinde bir görünürlük getiriyor...

Çok aram yok. Yaptığım şeyde iyi olmak istiyorum ama ünlü olmak istemiyorum. Oyunculukta başarılı olunca ün de beraberinde geldiği için öyle bir dezavantajı var tabii.

◊ Özel hayatını mümkün olduğunca kendine saklamak istediğini anlıyorum. Oyunculukta bunu korumanın mümkün olduğunu düşünüyor musun?

Bunu henüz deneyimlemediğim için pek bilemiyorum ama bir yolu bulunur diye düşünmek istiyorum. Benim hayatım bende kalsın istiyorum. Özel hayatını gerçekten iyi bir şekilde saklayan oyuncular da var sonuçta.

◊ İkinci ismin Smyrna, yani İzmir’in eski adı. Hikâyesi nedir?

Babam İzmirli. Annem, yurtdışında kullanabileceğim bir isim ararken bundan yola çıkarak babamın böyle bir isme ancak Smyrna olursa ikna olacağını düşünmüş ve öyle de olmuş gerçekten.

◊ Bir yandan okula devam ediyorsun. Aynı zamanda oyunculuk eğitimi de alıyor musun?

11’inci (lise) sınıftayım. Şimdilik oyunculuk eğitimi almıyorum ama gelecekteki planım oyunculuk okumak ve bu alanda devam etmek.

◊ Okul ve oyunculuk dengesini kurmakta zorlanıyor musun?

Rol aldığım iki film de tatil dönemindeydi. Okul döneminde olsa ikisini aynı anda yürütebileceğimi sanmıyorum. Set zaten uzun oluyor. Gündüz okuldan geri kalacağım, sonra set olacak; ödevler ve sınavlarda da aşırı geride kalacağım…

◊ Arkadaşların ve öğretmenlerin yaptığın işleri izliyor mu?

Berlinale sonrasında birçok öğretmenim beni tebrik etmişti. Arkadaşlarımdan “Sosyal medyada kaydırırken bir anda videon çıktı karşıma” diye mesajlar geliyordu. Öğretmenlerim de “Bu hayata nasıl alışacaksın” diye soruyorlardı. Ben evde, okulda ve sokakta 16 yaşında normal bir gencim.

◊ Dans, jimnastik, resim, müzik gibi birçok sanat ve spor dalını denemişsin. Şu anda aktif olarak devam ettiğin bir şey var mı?

Şu anda tenis oynuyorum. Bir de spor salonunda spor yapıyorum.

Moda ve Formula 1. İkisinin de tarihini gerçekten çok iyi biliyorum. Annem “Formula 1’le ilgili blog açsan bayağı yürütürsün” diyor.

◊ Formula 1’de hangi pilotları destekliyorsun?

Geçen seneden beri Piastri’yi (Oscar) çok destekliyorum. Yeni olmasına rağmen Antonelli’yi (Kimi) ve Verstappen’i (Max) de takip ediyorum.

◊ Modada da tasarımcıları takip ediyorsun sanırım…

Bir sürü markanın eski tasarımcılarını, hangi tasarımcıların hangi markalarda çalıştığını çok iyi biliyorum diyebilirim. Moda severek takip ettiğim bir alan.