Son söyleşimizin üzerinden dört sene geçmiş. Yıllar akıyor ama Yeşim Salkım değişmiyor. Üstelik doğallıktan yana, yüzünde hiçbir estetik dokunuş yok. Dobralığı da her zaman baki... Karşılıklı kahvelerimizi koyuyoruz ve itiraflarla dolu sohbetimize başlıyoruz...
◊ Maderzat grubuyla bir araya gelme fikri nasıl ortaya çıktı?
Grup üyelerinden Serdar’ı (Aksoy) eskiden tanıyordum. 1,5 sene önce Rüzgar’la (Pehlivan) bir araya gelip Maderzat’ı kurdular. Yazın Serdar’ın düğününde şarkı söyledim; “Hadi beraber şarkı yapalım” dediler. “İyi bir şarkı bulalım” dedik. Rüzgar’ın kendi şarkıları da var. Fakat biliyorsun arabeske dönüş yaşanıyor. Bir gün arabada ‘Blacklist’ adını verdiğim, içinde bir sürü farklı şarkıların olduğu listemi dinlerken İbrahim Bey’in (Tatlıses) ‘Yalan’ şarkısı karşıma çıktı. Hemen Serdar’a yolladım; cover’lanmamış ve çoğu insanın unuttuğu bir şarkı. Kemal Sezgin düzenledi. Şarkıyı dinleyici sevdi, çok iyi gidiyor.
◊ 90’lardan tanıdığımız isimler yeni isimlerle düet yaptığında onlar mı yenilerin yoksa yeniler mi onların popülaritesinden yararlanıyor diye düşünülebiliyor. Sen hangi taraftasın?
Benim seçtiğim grup çok bakir. Mesela Aleyna’yla (Tilki) ya da Manifest grubuyla böyle bir düet yapsaydım, tamam, Manifest’ten faydalanan ben olabilirdim. Ama Maderzat’la birbirimizi dengeledik ve şarkının duyulmasına daha çok benim katkım da olmuş olabilir.
◊ Şarkının adı ‘Yalan’. Senin hayatın ne kadar yalan, ne kadar gerçekti?
Ben yalan çemberinin içerisinde doğru kalmaya çalıştım. Hiçbir zaman yalan bir hayatım olmadı. Olmayan bir şeyi sunmadım. Hep gerçek bir kadın olmaya çalıştım.
◊ Kendine karşı ne kadar yalan söyledin?
Kendimi kandırmışım, hep iyiye, doğruya inandırmaya çalışmışım. Hayatın benim istediğim gibi olduğuna inandırmışım ama öyle değilmiş.
Müzik dünyası olması gerektiği gibi. Çoğu sanatçının aslında nasıl yaşadığını, iç dünyasında nasıl bir kaos olduğunu bilemeyiz. Mesela bugün Ajda Hanım’a (Pekkan) gidip sorsan kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyor ama sahneye çıktığı zaman mecburen onu beğendikleri ve hayal ettikleri gibi görünmek zorunda. O yüzden de ben eğlence dünyasının iki yüzü olduğuna inanıyorum. Bir maskeli, bir de maskesiz.
◊ Şu an Türk pop müziğini nasıl buluyorsun?
Melike Şahin’i dinlemeye bayılıyorum. Aleyna Tilki’yi çok seviyorum. Hande Yener müthiş bir yorumcu, o hep şarkı söylesin. Demet Akalın, Ersay Üner müthiş şarkılar yapmış. Demet Sağıroğlu ve Derya Bedavacı’nın çıkardığı inanılmaz bir düet (Şikâyetim Var)var. Ajda Hanım bir şey çıkarmışsa hemen dinlerim. Candan Erçetin, Nilüfer, Nükhet Duru... Her zaman dinlerim. Sezen Aksu zaten koşulsuz şartsız hayatımızda. Bir tek rap dinlemiyorum. Ceza’yı falan dinlerim ama birtakım isimler var ya, onları bilmiyorum, dinleyemiyorum, dinlemek de istemiyorum. Biraz Türk pop müziğini ya da dijital mecraları manipüle ettiklerini düşünüyorum.
◊ Eski Kral TV dönemlerinde müzik dünyasını sen hiç manipüle ettin mi?
Asla. Ben manipülasyona uğruyordum o sırada. Benim, kendi içimde, dünyamda gerçekte neler yaşadığımı bilmiyorlardı. Ben çok mutlu görünen, gülümseyen insanların aslında iç dünyasında çok ağır travmaları, acıları olduğuna inanıyorum. Çünkü sende olmayanı göstermek istersin. Bu böyle bir psikoloji.
◊ “Eskiden müzik dünyasında Yeşim Salkım’ın haksızlığına uğradık” gibi açıklamalar yapanlar oluyor... Hiç kimseye haksızlık etmedin mi?
Yok etmedim, ben bilmeden, benim adımı kullanarak o haksızlıklar yapılmış olabilir. Benim zaten “Şu insana şunu yapmayın” diyebilecek inisiyatifim de yoktu. Zaten karıştırdıkları bir şey var. Ben mutlu evlilikler yaşamış bir kadın değilim. Ben zorunlu evlilikler yaşamış bir kadınım.
◊ Hakan Eratik’le yaptığın son evliliğe tanık olmuştum. Çok âşık duruyordunuz... O evlilik de mi öyleydi?
Değildi. Hakan’la 10 yıl kadar evli kaldık. Üçüncü yılımızda anlaşamayacağımızı düşündük ve güzel şekilde ayrılmaya karar verdik. O dönem kızımız Ada’ya hamile kaldım. Birlikte büyütmek için evliliğimize bir şans daha verdik. Ama son zamanlarında yine o da mutsuzdu, ben de. Ben evliliklerini başarabilmiş bir kadın değilim ve bunda da aslında hiçbir suçlu aramıyorum.
Evet, ben zor bir kadınım. İnatçıyım. Bu çocukluğumdan gelen bir şey mi, neden böyleyim, nasıl törpüleyebilirim diye uzun yıllar psikiyatrlara gittim. Çok fevri hareket ediyorum. Ayrılmalarımda da içimde bitirmişimdir, beklemişimdir. Ama iki şeye tahammül edemem. Bir, ihanete. Bir de kendimi yalnız hissediyorsam giderim.
Her kadın kadar aldatıldım... İlk evliliğimde 16 yaşında âşık olup 19 yaşında hayatımın aşkıyla bir araya geldim ve bir çocuk doğurdum. Bir aldatılma yoktu ama gençliğin verdiği ‘yaptık, oldu’ durumu vardı. Ardından evlenmeyi hiç düşünmüyordum. Ama ikinci evliliğimde, o insanın (Hakan Uzan) beni seçmiş olması bana güven duygusu verdi. “Ben senin hayatında her zaman bir güven olacağım” demişti. Çünkü benim erkeklere karşı güvenim çok azdı. Ama maalesef erkek erkektir, değişmiyor. O evliliğimde çok aldatıldım. Çok acı çektim. Ve şimdi o acılara uzaktan baktığım zaman diyorum ki yalnız değilmişim. Hangi kadın acı çekmiyor?
◊ O dönem yaşadığın acılardan çok bahsettin ama aynı zamanda müzik dünyasında kraliçe gibiydin. Bunlar bazılarına inandırıcı gelmedi... Sürekli kendini açıklamaya çalışmak zor muydu?
Artık öyle düşünmüyorlar bence. Ama insanın sürekli kendini açıklamaya çalışması çok zor. Hatta bazen ‘Neden bu kadar çok açıklamaya çalıştım’ diyorum. Keşke bazı insanlar gibi hiç konuşmasaydım, dilediklerini ve istediklerini düşünselerdi. Geçenlerde Kate Winslet’ın bir röportajına denk geldim. “İnsanların senin için düşüneceklerini, duygularını değiştiremezsin. Bunun için uğraşma” diyordu. Dolayısıyla ben o evliliği yaptım ve bunu değiştiremem. Beş sene sürdü, bu beş sene yüzünden benim 35 yıllık kariyerimi yok sayamazlar.
‘Beni geçmişimde üzen tüm insanları affettim’
◊ Hayatında silsem dediğin bir dönem veya bir şey var mı?
Bunu söyleyeceğimi hiç düşünmezdim ama keşke babamı dinleseydim ve edebiyat öğretmeni olsaydım.
Evet, asla bu mesleği seçmek istemezdim. Benden çok şey aldı, beni çok yordu. Benim kadar kırılgan birine göre değilmiş. Bana ikinci şans verseler, pılımı pırtımı toplar, çantamı sırtıma takıp gezgin olurdum.
◊ Hayatında kendini en çaresiz hissettiğin dönem hangisiydi?
Hakan Uzan’dan boşandığım zaman zaten çekip gittim. Çünkü baktım ki burada istediğim gibi bir şeyleri yapamayacağım. O evlilikle beraber bıraktığım yerde değildim. Mesela içmimar olsaydım mesleğime devam ederdim. Ama eğlence dünyasına hizmet eden bir ailenin ferdiyle evlenmek ve tekrardan bıraktığın yerde ayağa kalkmaya çalışmak çok zormuş. Beş sene gittim ve çok acı çektiğim dönemlerdi.
◊ Peki, tahmin edildiği kadar varlıklı mısın?
Gerçekten değilim. Bunu çok duyuyorum ama bir kere hazıra hazine dayanmaz. Zaten belli bir statüdeki sanatçı bir babanın kızı olarak büyüdüm. Ama yaşanan şeylerden sonra her şeyden önce kariyerimi kaybettim. Bu sırada çocuğunu okutabilmek, kendi ayaklarının üzerinde durabilmek zordu, hazırda olan paramı da kaybettim. Buraya döndüğümde yeniden çalışmak zorunda kaldım, oyunculuk yaptım, şarkılar söyledim ama özel hayatımı yine iyi yönetemedim.
◊ Geçen yıllar seni yumuşattı mı sertleştirdi mi?
Yumuşattı, daha vicdanlı, affedici oldum. Yaşadığım bütün iyi ya da kötü günleri kendi içimde özümseyip bağışladım. Anlamaya, empati kurmaya çalıştım. Belki onun şartları böyleydi ve o şartlar onu bu hale getirdi diye düşündüm. Tabii bir insanı affetmekle o insanla ilişki kurmak farklı şeyler. Yani beni geçmişimde üzen tüm insanları affettim ama onlarla herhangi bir ilişki, dostluk kurma çabasında değilim.
◊ Sokakta herkes senin hakkında iyi kötü bir fikir sahibi. Sence Türk halkının seni en yanlış anladığı şey neydi?
Agresif, kavgacı olduğumu düşündüler, değilim. Sadece haksızlığa tahammül edemiyorum. Sevdiğim biri veya ailem söz konusuysa bir anda parlıyor, sonra üzülüyorum.
◊ İki kızın var, Ada 16 yaşında, Gizem 36. Nasıl bir annesin?
Onlara sorsan çok iyi bir anneyim. Diyorlar ki bir daha dünyaya gelseydik yine seni seçerdik.
‘Kendi kendime duvarlarla konuştuğum oluyor’
Çok zordu. Yeşim olmak da zor. Annemle, çocuklarımla ilgileniyorum, onlarla iyiyi de kötüyü de yaşıyorum. Annem 80 yaşında, onunla oturuyorum. Ben de annemi bir bakımevine yatırıp “Artık ben ilgilenemiyorum” demeyi bilirdim. Babama, kanser olan teyzeme de baktım. Çünkü bende büyüklere vefa duygusu var. Onların şans ve bereket getirdiğine inanıyorum. Tek başıma iki kız büyüttüm. Aslında bir yandan “Bu kadar da üstüme gelmeyin. Bilmediğiniz çok şey var içimde” demek isteyen bir Yeşim de var.
◊ O zaman görünen güçlü kadının altında kırılgan bir kız çocuğu var diyebilir miyiz?
Evet. ‘Keşke zamanında çok dik durmasaydım, ağlasaydım’ diyorum. O gösterdiğim zırhlı duruşun altında son derece kırılgan, vicdanlı, merhametli, yalnız kaldığında çok ağlayan, bir türlü kimseye güvenemeyen ve anlatamayan biri var. Bazen kendi kendime duvarlarla konuştuğum oluyor, öyle anlatıyorum.
Çok ama anlatamam, artık çocuklarım var. Onlara da bunu göstermemem lazım. Onların gözünde güçlü bir anne, annemin, babamın gözünde güçlü bir evlat, erkek kardeşimin gözünde güçlü bir abla olmam gerekiyor. Herkes “Sen yaparsın” diyor. En sevmediğim söz bu.
Bunu duymaktan o kadar yoruldum ki. Ben android (insansı robot) değilim, benim de içimde halledemediğim çok şey var. Bak 10 yıldır yalnızım. Âşık olmak, birine güvenmek, güzel sözler duymak istiyor, yapamıyorum.
Hayata da erkeklere de güvenmiyorum ve galiba artık tam tabiriyle aseksüel bir hayatı seçtim.
◊ 10 senedir hiç mi bir şey yaşamıyorsun?
Hayır. Eğer düşündükleri gibi biri olsaydım bundan vazgeçemezdim. Çok şeyden vazgeçtim, bazen durup baktığımda Yeşim’i kaybediyor gibi hissediyorum. ‘Yeşim neden hoşlanırdı’ falan bulamıyorum.
Maderzat: ‘Şarkılarımızda ruh, yaşanmışlık ve hayat var’
◊ Yeşim Salkım’la bir araya gelme fikri nasıl doğdu?
Rüzgar Pehlivan: Her şey Serdar’la Yeşim Hanım’ın başının altından çıktı. “Rüzgar gel, okuyoruz” dediler. Çok da güzel oldu. Bu projede olmaktan ben de onur duydum.
◊ Birlikte çalışma sürecinde ondan ne öğrendiniz?
Serdar Aksoy: Yeşim Hanım özel hayatında çok neşeli, çok pozitif biri. Ancak iş konusunda sorumluluk ve iş disiplini devreye girdiğinde otoriter tavrı ortaya çıkıyor. Tam bu noktada bu tavrın özellikle böyle bir proje yaparken ne kadar önemli olduğunu, bazı konularda, özellikle en iyi olduğun konuda asla taviz vermemek gerektiğini öğrendim. Zaten projenin bu kadar başarılı olmasında o otoriter duruş büyük pay sahibi oldu.
◊ Maderzat ‘anadan doğma’ anlamına geliyormuş, neden bu ismi seçtiniz?
Rüzgar Pehlivan: Ben edebiyat mezunuyum, şarkılarımı yaparken sözcüklerle dans etmeyi çok severim. Grup adımızı ararken Serdar’a bazı seçenekler sundum. Maderzat bunlardan biriydi. Maderzat, ‘anadan doğma’, ’saf’, ‘temiz’, ‘çırılçıplak’ anlamına gelmekte. Şarkılarımız da saf, temiz, insani duyguları içeriyor ve içerecek; buna atıfta bulunduk. Bir diğer anlamı da, yeni doğan bir grubuz, henüz 1,5 yıl oldu ve bu doğuşa Maderzat adı çok yakıştı.
◊ Grubunuzun müziğini ve farkını nasıl anlatırsınız?
Serdar Aksoy: Farkı, o özlediğimiz şarkılardaki net sözleri, duyguları çok iyi anlatmamız. 90’lar şarkıları gibi... Özetlersem Maderzat ruha dokunan şarkılarıyla hem söz hem müzik altyapısıyla farklı bir yere konumlandı.
Rüzgar Pehlivan: Şarkılarımı yazarken anlık hislerimi, geçmiş acılarımı, gelecek hayallerimi kâğıda döküyorum ve gitarımla can veriyorum. Maderzat şarkılarında ruh, yaşanmışlık ve hayat var. Bu yüzden dinleyicilerimize çok net ulaşıyor. Çünkü sahte olan bir söz, duygu yok... Hislerin notalarla tercümesi.






