Manuel Çıtak, Türkiye’nin yakın dönem fotoğrafçılığının önemli isimlerinden. 1980’lerde başladığı fotoğraf yolculuğunda kimi zaman şehrin sokaklarına, kimi zaman kıyılara ve Anadolu’ya çevirdi objektifini. Gündelik hayatı, insanları ve karşılaştığı manzaraları şiirsel bir dille fotoğrafladı. 2023’te hayatını kaybeden sanatçının 40 yılı aşkın üretimi, şimdi İstanbul Modern’de açılan ‘Manuel Çıtak: Kendine Ait Bir Ada’ sergisinde bir araya geliyor. Küratörlüğünü İstanbul Modern Fotoğraf Bölümü yöneticisi Demet Yıldız Dinçer’in yaptığı sergiyi ve aile arşivini Çıtak’ın eşi, yazar Şebnem İşigüzel’le konuştuk.

◊ Manuel Çıtak’ın bu sergiyi göremeyecek olması size nasıl hissettiriyor?

Keşke aramızda olsaydı. Büyük bir adanmışlıkla fotoğraf çekti,
sanatını icra etti. Ölümü çok aniydi. Bilmiyorum burada olsa bu sergi olur muydu? Çünkü Manuel yaptıklarıyla meşguldü. Görünmek, kendini ortaya koymak gibi bir tavrı yoktu. Buna rağmen işleri öyle etkileyiciydi ki adı ve yaptıkları hep bilindi. Ama o hep gizemli bir sanatçı olarak kaldı. Ne yapacağını düşündü, yaptıklarıyla ne olacağını değil.

◊ Fotoğraf makinesinin ardındaki Manuel Çıtak nasıl bir insandı?

Manuel bir kere fotoğraf çekerken müthiş bir empati kuruyordu. Güvenilir bir insandı, dürüsttü. Bu sanatına da yansıyordu. Bu yüzden onun fotoğraflarında sanki onları çeken bir fotoğrafçı yok gibidir. Fotoğraflar kendiliğinden var olmuş gibi görünür. Sabırlı, çalışkan ve çok disiplinliydi. Hızlıydı. Işık bilgisi, teknik bilgisi muazzamdı ve onun için her şey fotoğraftı. Çok muzip ve iyi bir adamdı ayrıca. Çok da zeki...

◊ Sergiye eşlik eden sesli turun metnini siz hazırladınız ve seslendirdiniz. Vefatının ardından yeniden ortak bir üretimin parçası olmak nasıl bir deneyimdi?

Daha önce de bu tür işbirliklerimiz olmuştu. Yıllarca Türkiye’nin sayılı fotoğraf dergilerinden Geniş Açı’nın yazarıydım. Fotoğraf nedir, buna dair bir bilgim vardı tabii. Manuel’i anlatmak, onu takdim etmek, onunla ilgili olan her şey gibi çok güzeldi.

◊ Arşivinde sizi şaşırtan, karşılaştığınızda başka anlamlar kazanan fotoğraflar oldu mu?

Çok hâkimdim Manuel’in arşivine. Sohbeti, muhabbeti fazla bir çifttik. İşlerimizi iyi tanıyorduk. Buna rağmen arşivinde eşelenirken beni şaşırtmayı başardı. İşleri konusunda titiz bir adamdı. Zor beğenirdi. Sakladığı öyle güzel işleri var ki... Bu sergi bir kırıntı neredeyse.

◊ Gün yüzüne çıkmamış başka hangi fotoğraflar var?

Manuel’in çok büyük bir arşivi var. Bu sergi güzel bir başlangıç oldu. İlerleyen zamanda onun pek çok işini sanatseverlerle buluşturmaya gayret edeceğiz.

‘Babamla yeniden karşılaşmak, tanışmak gibi...’

Çiftin büyük çocukları Tamar, 1998 yılında dünyaya geldi. Tamar Çıtak’ın bir video eseri de sergide izleyicilerle buluştu.

◊Babanızın fotoğraflarını kapsamlı bir sergide görmek size neler hissettiriyor?

Babamı 2023 yılında aniden kaybettikten sonra onun fotoğraflarına bakmak benim için bambaşka bir anlam kazandı. Bir yandan çok kişisel bir yas sürecinin içindeydim; diğer yandan onun 40 yılı aşkın üretimine, bu kez bir izleyici ve serginin küratoryal sürecinin parçası olarak yeniden bakmaya başladım. Onun fotoğraf dünyasının nasıl dönüştüğünü görmek benim için çok etkileyiciydi. Aslında sergi boyunca yalnızca fotoğraflarına değil, onun hayata bakışındaki değişime de tanıklık ediyoruz. Bir bakıma babamla yeniden karşılaşmak, tanışmak gibi.

Hayata adeta vizörün arkasından bakıyordu. İnsanlara, sokaklara, denize, doğaya ve gündelik hayatın içindeki küçük hikâyelere karşı bitmeyen bir merakı vardı. Evdeyse yaratıcı tarafımı besleyen, beni özgür bırakan bir babaydı. Mizahı çok derindi ve çok iyi kalpli biriydi. Bir şey üretmek, dans etmek, şarkı söylemek, oyun oynamak ya da yeni bir şey denemek konusunda beni her zaman vizörünün arkasından belgeleyerek desteklerdi. Hayatı merak etmemi ve kendi dünyamı kurmamı isterdi.

Babam hayatı boyunca bizi, ailemizi, arkadaşlarını ve çevresindeki insanları belgeleyen kişiydi. Fakat kendisi çoğu zaman kadrajın arkasındaydı. Bu nedenle aile arşivimizde onun fotoğrafı ve görüntüsü sandığımızdan çok daha az. Bunu babamı kaybettikten sonra çok daha derinden fark ettim. Onun yüzünü görebileceğim, sesini duyabileceğim ne varsa toplamaya ve arşivlemeye başladım.

◊Sergide ‘Görmenin Hatırası’ adlı bir video çalışmanız da var…

Az önce bahsettiğim farkındalık bu işin çıkış noktası oldu. Aile videolarımızı, arkadaşlarımızı, denizi ve geçmişten kalan görüntüleri bir araya getirerek babamın yokluğunda onun izini sürmeye çalışıyorum. Anılarımızı kaydeden kişi artık aramızda değilse onu nasıl hatırlarız? Bu video, onun özel hayatına dair çektiği çok kıymetli görüntülerden oluşuyor. Bu görüntüleri, izleyicilerin de onun gözünden görebilmesi için bir vizörün içine yerleştirdik. Yaşamın güzelliklerini görmeye doyamayan birinin ardında bıraktığı hatıralar diyebiliriz aslında.