Usul usul başlayan bir baş ağrısının ‘ya şiddetli bir migren atağına dönüşürse’ korkusuyla yaşattığı o panik halini çok iyi bilirim. 20’li yaşlarımın başından beri migren hastasıyım. Bu süreçte hayat kalitemi en çok arttıran yollardan biri migren günlüğü tutmak oldu. Çünkü ne yiyip içtiğimi, ağrı öncesindeki belirtileri takip ettikçe migrenimi ve başlayan ağrının nereye varabileceğini tanımaya başladım. Nöroloji uzmanları Prof. Dr. Aynur Özge ve Prof. Dr. Derya Uludüz yeni bir kitap yayımladı. A7 Kitap’tan çıkan ‘Evimdeki Fırtına’ günlük tutmak gibi hastaların nörolojik rahatsızlıklarla ilişkisini değiştiren yöntemleri bir araya getiriyor.
Prof. Dr. Derya Uludüz kitabın ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor... “Kitabı yazma fikri 30 yılı aşkın süredir baş ağrısı hastası gören hekimler olarak migrenin farklı yüzlerini görmek, okumak ve araştırmakla yoğrularak yaptığımız zihinsel yolculuk sırasında oluştu. Migren dışı tanılarla takip ettiğimiz hastalarımızın migren kostümü giyerek geldiklerini gördüğümüzde, sahne arkasında neler olduğunu daha dikkatle incelemek gerektiğini çok kez deneyimledik. Birçok meslektaşımızın dahi migrene hassas kadınların şiddetli baş ağrısı olarak yaklaştığını, çoğu zaman psikolojik bir durum olarak etiketlediğini ve geri plandaki, yani ağacın arkasındaki ormanın pek çok detayını gözden kaçırdığını gördük. Bu noktada baş ağrısı odaklı bilimsel çalışmalara yön verenlerin de migrenin ağrı dışı yönlerine yeni yeni odaklandıklarına tanık olduk. İstedik ki gerçek yaşam deneyimlerimizle, güncel bilimsel verilerden damıttığımız bilgileri objektif olarak aktaralım.”
Migreni “Ağrıyı, görmeyi, kokuları, ışığı, sesi, dikkati, enerjiyi ve hatta duygularımızı geçici olarak yeniden düzenleyen karmaşık bir beyin hastalığı” olarak tanımlayan doktarlar; bunun tek bir genden kaynaklanmadığını, yüzlerce genin birlikte oluşturduğu karmaşık bir yatkınlığın sonucu olduğunu da belirtmişler. Herkesin migrene aynı ölçüde yatkın olmadığını da anlatan kitabın geliriyse Küresel Migren ve Ağrı Derneği’ne bağışlanacak.
Hepimizin elinde görünmeyen bir bardak var. Biraz uykusuzluk, yoğun bir işgünü, öğle yemeğini geciktirmek, hormonal dalgalanmalar, boyun kaslarındaki gerginlik, günlerdir biriken stres... Belki sadece bir fincan kahve... Ve bardak taşıyor. Oysa gerçekte atağı başlatan yalnızca son damla değildir. Bardağı taşıran, ondan önce biriken bütün damlalardır.
Migren tedavisinde zaman çok değerlidir. Prodrom (öncü) belirtileri kişiye özeldir. Kimisi hep esner. Kimisi sürekli tatlı ister. Kimisi hiçbir belirti yaşamaz. İşte bu yüzden migren günlüğü yalnızca baş ağrısını değil, baş ağrısından önceki saatleri de kaydetmelidir.
Uyku sırasında beynimiz; gün içinde öğrendiklerini düzenler, gereksiz bilgileri ayıklar, enerji depolarını yeniler, hücreler arasında biriken metabolik atıkları temizler ve ağrı sistemini yeniden dengeler.
Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha sık görülür. Kadın beyni yaşamı boyunca birçok kez yeniden yapılanıyor. Ergenlik, âdet döngüsü, gebelik, menopoz... Her biri beynimizin yeniden uyum sağlamak zorunda olduğu büyük biyolojik geçişlerdir. Migren de bazen bu değişimlere en hassas tepkiyi veren sistemlerden biri olabilir.
◊ Sebze, meyve, tam tahıllar, sağlıklı yağlar, yeterli protein, düzenli öğünler ve yeterli sıvı tüketimi, güvenli bir temel oluşturur.
◊Ağrı kesiciler ve migrene
özel atak ilaçları doğru şekilde kullanıldığında hayat kurtarıcıdır. Sorun gereğinden sık ilaç kullanmaya başlamaktır.
Migren günlüğü bize birçok sorunun cevabını verir.
◊Uyku düzensizliği veya öğün atlama öncesinde artıyor mu?
◊Koruyucu tedavi başladıktan sonra gerçekten düzelme olmuş mu?
Bazen hastalarımız tedavinin hiç işe yaramadığını düşünür. Günlüğe baktığımızdaysa ayda 12 ataktan 6’ya düştüğünü görürüz. Günlük bize daha objektif bir tablo sunar.






